WebNovels

Chapter 2 - İlk Yıllar

Kapı açılır açılmaz içimi daha büyük bir korku kapladı. Ama garip bir şekilde, korkmama gerek yokmuş gibi de hissettim. İçeriye elinde biberonla bir hizmetçi girdi. Beni kucağına aldı ve sütü içirmeye başladı. Şaşkındım.

"İlk altı ayda anne sütünün önemli olduğunu söylerler… Daha yeni doğmuş bir bebeğe hazır süt mü veriyorsunuz?" diye geçirdim içimden.

Sütü bitirdikten sonra sırtımı sıvazlamaya başladı. Gaz çıkarmamı bekliyordu. Bu durum benim için öylesine utanç vericiydi ki bilinçli bir şekilde direnmeye çalıştım… ama bedenim bir bebekti. Sonunda istemsizce teslim oldum.

Ev içinde dolaşmama izin yoktu. İlk üç ay boyunca odamdaki sınırların dışına adım atamadım. Bazı hizmetçiler bana korkuyla bakıyor, bazılarıysa gerçekten hiçbir şey anlamayan bir bebekmişim gibi davranıyordu.

Altıncı ayıma geldiğimde yürümeye başladım. Bu durum hizmetçilerin çoğunu şaşırttı.

"Bilincimin açık olduğunu bilseler ne yaparlardı acaba?" diye düşündüm.

Altı aylıkken kahyayı yeniden gördüm. Bana memnun bir ifadeyle baktı.

"Sizden bu kadarını bekleyebileceğimi biliyordum, genç efendi. Kardeşleriniz arasında en erken yürüyen siz oldunuz."

Onun bilincimin açık olduğunu bildiğini düşündüm. Çünkü hareketlerime verdiği tepkiler… sanki düşüncelerimi okuyormuş gibiydi. Sadece bakışarak bile anlaşabiliyorduk. Bu kadar zeki biri olması beni korkutuyordu ama kötü biri gibi hissettirmiyordu. Ona güvenmeye karar verdim.

Birinci yaş günümde konuşmayı öğrendim. Başta tam cümle kuramıyordum ama iki ay içinde akıcı şekilde konuşabiliyordum. Bu, ailenin reisinin dikkatini çekmiş.

Kahya bana, aile reisinin beni bizzat görmek istediğini söyledi. Üç ay içinde hazır olmam gerekiyordu.

"Bir yaşındaki bir çocuktan ne beklenir ki?" diye düşündüm.

Kahya bana bir liste verdi. Üç ay içinde öğrenmem gerekenler yazılıydı. Günlük programım belirlendi:

Altı saat kitap okuma.

İki saat ahlak ve adap eğitimi.

Sekiz saat kılıç eğitimi.

Haftanın her günü çalışıyordum. Dinlenmeye izin yoktu, sadece uyumama izin veriliyordu. Bazen onu da düzgün yapamıyordum.

"Programa uymayacaksak neden program yaptık ki…" diye söyleniyordum içimden.

Üç ay böyle geçti.

Görüşme günü geldiğinde kahya bana bir gün dinlenme izni verdi. O gün yataktan hiç kalkmadım. Uyandığımda kapımın önünde beni bekliyordu. Hazırlandım ve birlikte at arabasına bindik.

Verblade ailesinin evi o kadar büyüktü ki at arabasıyla bile tamamen gezmek imkânsızdı.

Araba durduğunda karşıma devasa bir kapı çıktı.

"Bu kapıdan kim geçiyor böyle?" diye düşündüm.

Kahya beni içeri götürdü. Birkaç koridor ve odadan sonra başka bir dev kapının önünde durduk.

Kapı açıldığı anda dizlerimin üzerine çöktüm.

Karşımdaki varlık o kadar korkutucuydu ki yaşama içgüdüm beni yere bastırmıştı. Nefes almak bile zordu. Kahyaya baktım. O dimdik ayakta duruyordu.

"Bu baskı sadece bana mı etki ediyor?"

Kitaplardan öğrendiğim gibi manamı aktive etmeye çalıştım. Derin bir nefes aldım… yavaşça verdim. İçime çektiğim hava bedenimi yakıyor gibiydi. Dizimi bile oynatamıyordum ama dünya değişmeye başlamıştı.

Korku yerini direnç düşüncesine bırakıyordu.

Tam o anda odanın ucundan bir ses geldi:

"Mana, ha?"

Yaptığımı fark etmişti.

Ardından gelen kahkaha tüm odayı doldurdu. Ve üzerimdeki baskı bir anda kayboldu.

"Andre, gel… yanıma otur."

Masada on kişi vardı. Ben on birinciydim. En uçta dev gibi bir adam oturuyordu. Sağında güzelliği tarif edilemez bir kadın vardı. Sol tarafı boştu.

Kahya beni koltuğa götürdü ve oturttu. Masadakilerin çoğu bana öldürecekmiş gibi bakıyordu. Sadece bir kadın hariç… o bana şefkatle bakıyordu.

Karşımdaki adamın Lord Cauron olduğunu düşündüm.

Kırmızı bir cüppe giymişti. Yanında büyük bir kılıç vardı. Saçları ve gözleri tamamen siyahtı. Gözlerine bakamıyordum.

"Andre, konuşabildiğini biliyorum" dedi.

Eğitimlerimi hatırladım.

"Evet, aile reisi."

Kahkaha attı.

"Bu kadar resmi olma. Daha bir buçuk yaşındasın. Bu yaşta mana kullanabiliyorsun. Kahyadan duyduğuma göre kılıçta da yeteneklisin. Sen benim en güçlü oğlum olacaksın!"

Bu sözler içimde korku uyandırdı. Özellikle yanımda oturan en büyük ağabeyim Cadeon Van Verblade'in öfkeli bakışlarını görünce.

Lord Cauron sertçe bağırdı:

"Cadeon! Bunu kesmezsen seni bir yıl Verser Sang Çölü'ne yollarım!"

Bu açık bir tehditti.

Lord Cauron bana döndü:

"Artık o zindana benzeyen evde kalmayacaksın. Seni on yıllık bir eğitime alacağız. Kılıç, mana… hatta mananı auraya çevirmeyi öğreneceksin."

Bu sözler masadaki havayı değiştirdi. İkinci ağabeyim Kaedor Van Verblade bile gerilmişti.

Dayanamadım:

"Manayı auraya çevirmek zor mu? Ağabeylerim niye bu kadar gerildi?"

Lord Cauron yine güldü.

"Onu daha sonra anlatacağım, evlat. Şimdi yemeğini ye."

Yemekten sonra çıkarken onun eşine söylediği sözleri duydum:

"Çağırma ritüeli başarısız olduğu için ne kadar şanslıyız! Bak nasıl bir oğlumuz olmuş."

"Çağırma ritüeli mi?"

Kafam daha da karıştı.

Yeni odam, önceki kaldığım yer kadar büyüktü. Aynanın karşısına geçtim. Kan kırmızısı saçlarımı ve yansıması bile olmayan simsiyah gözlerimi gördüm. Küçük bir çocuğun yüzüydü ama bakışlarım… karanlıktı.

O gece yeniden beyaz boşlukta uyandım.

Gölge karşımdaydı.

"Her uyuduğumda buraya mı geleceğim?"

"Hayır. Bu son görüşmemiz, Andreas. Gözlerindeki karanlık, Verblade'lerin kabusu olacak. On yıl sonra Katliam Birliği sınavında beni bul."

Uyandığımda geceydi.

Ertesi sabah teorik eğitim başladı. Altı ay sürecekti. İki yaşına bastığımda pratik eğitime geçilecekti.

Eğitimi bizzat kahya veriyordu.

Bir gün bana şöyle dedi:

"Genç efendi, derin bir nefes alın ve bilinçaltınızı düşünün. Ne görüyorsunuz?"

"Bir… gölge. İnsan siluetinde."

Kahya bunu duyunca şaşırdı.

"Onunla konuşabiliyor musunuz?"

"Zaman zaman."

"Bilinçaltınız ne renk?"

"Ucu bucağı olmayan bir beyaz. Öyle bir beyaz ki kendi ellerimi bile göremiyorum. Ama gölge… ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın seçebiliyorum."

Kahya ayağa kalktı.

"Bugünlük bu kadar yeter."

Ve o günkü eğitim sona erdi.

More Chapters