WebNovels

Kusur : Verblade'in Çağrısı

Fyucat
14
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 14 chs / week.
--
NOT RATINGS
36
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - Genç Bir Beden için Yaşlı Bir Zihin

Gözlerimi açtığımda etrafımda kimse yoktu. Başımın içi zonkluyordu; sanki beynime çakılmış görünmez bir çivi her atımda biraz daha derine saplanıyordu. Ağrı o kadar keskindi ki, kafatasımı sıkan görünmez bir el tarafından yavaş yavaş öldürülüyormuş gibi hissediyordum. Kim olduğumu bilmiyordum. Kaç yaşındaydım, adım neydi… hiçbir fikrim yoktu. Hatta ismim bile zihnimin derinliklerinde kaybolmuştu.

Ama tuhaf bir şey vardı. Bilincim bana uzun zamandır yaşadığımı fısıldıyordu. Sanki birileri anılarımı benden saklamış, geçmişimi bilerek silmişti. Kendimden mi korkmalıydım, yoksa bu belirsizliği kabullenmeli miydim, bilmiyordum.

Bir süre sessizce yattım. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Ama en azından nerede olduğumu öğrenmeliydim. Yavaşça doğrulmaya çalıştım ve o anda fark ettim: Bir beşiğin içindeydim.

"Beşik mi?" diye düşündüm, gözlerim şaşkınlıkla açılarak.

Neden bir bebek beşiğinde yatıyordum? Bilincim, bir bebekten çok daha olgun olduğumu söylüyordu. Zihinsel olarak çocuk olmadığım kesindi. O halde bu neyin oyunuydu?

Ellerime bakmak istedim. Kaldırdım… ama gördüğüm şey bana ait gibi hissettirmedi. Minicik, narin ve zayıftılar. Bir bebeğin elleriydi.

Kanım dondu.

"Ben… neden bir bebek bedenindeyim?"

Panikle beşikten çıkmaya çalıştım. Zor da olsa tırmandım ve kendimi dışarı atmayı başardım. Ama altımın boşluk olduğunu unutmuştum.

GÜM!

Yere düştüm. Kalçam acıdı ama başımdaki zonklamanın yanında bu hiçbir şeydi. Ayağa kalkmayı denedim fakat bacaklarım beni taşımıyordu. Bu bedenle yürümek imkânsızdı. Ben de sürünmeye karar verdim.

Etrafıma bakınca şokum daha da arttı. Devasa bir odadaydım; sıradan bir evden bile büyük görünüyordu. İlk başta bir sığınakta olduğumu düşündüm. Ama odanın dört bir yanında başka beşikler olduğunu fark edince fikrim değişti.

"Acaba hepsinde benim gibi… bebekler mi var?"

Merakım korkuma ağır bastı. Sürünerek en yakındaki beşiğe gittim ve içine baktım.

Gördüğüm manzara tüylerimi diken diken etti.

Beşikteki bebek… tıpatıp bana benziyordu. Siyaha çalan lacivert saçlar, kan kırmızısı gözler… Diğer beşiklere baktım. Hepsi aynıydı. Tüm bebekler birebir aynıydı.

Bir an nefesim kesildi.

"Ben de mi böyleyim?"

Bir ayna bulmam gerekiyordu. Etrafa baktım ama odada tek bir ayna yoktu. O zaman dışarı çıkmalıydım. Kapıya doğru süründüm.

Keşke yapmasaydım.

Kapıya dokunduğum anda hızla açıldı. Karşımda insan denemeyecek kadar büyük bir adam belirdi. Devasa bir siluetti; varlığı bile beni titretiyordu.

Nefesim kesildi. Vücudum refleksle altıma kaçırmıştı. Kaçmaya çalıştım ama adam beni bacağımdan yakaladı ve tek eliyle havaya kaldırdı.

"Yoksa… bu mu Andreas?" diye sordu kalın ve boğuk bir sesle.

Arkasındaki yaşlı kahya başıyla onayladı. O anda adımı öğrenmiştim.

Andreas…

Dev adamın yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi.

"Kahya, bunu Ana Aile Evi'ne götür."

Kahya başını eğerek onayladı. Gözlerinden bana üzülüyor gibi bir ifade geçiyordu.

Beni dev adamdan aldı. Bu kez daha nazikçe, kucağına alır gibi tuttu. Kollarında tuhaf bir güven hissi buldum. Ama zihnim sorularla doluydu:

Bu adam kimdi? Ana Aile Evi neydi? Neden buradaydım? Gerçekten bir bebek bedeninde miydim?

Başım yeniden şiddetle zonklamaya başladı. Dayanamadım… bilincim karardı.

Gözlerimi tekrar açtığımda kendimi bembeyaz bir boşlukta buldum. Karşımda tanıdık bir gölge duruyordu. Bu kez konuşmama gerek olmadığını fark ettim. Düşüncelerim doğrudan ona ulaşıyordu.

Gölge benden önce konuştu:

"Adını öğrenebildin mi?"

"Evet…" diye düşündüm.

Hafifçe irkildi. "Demek bazı şeyleri çözmeye başladın."

Ağzım hareket etmiyordu. Onun da düşünerek konuştuğunu anladım.

"Bu… telepati, değil mi?" diye sordum zihnimden.

Başını hafifçe eğdi. Sesi karanlıkla gölgelenmişti.

"Gitmen gerek… Verblade Ailesi'ne asla güvenme."

Beyazlık bir anda dağıldı.

Kendimi bir at arabasında buldum. Kahya hâlâ beni kucağında tutuyordu.

Yaklaşık yirmi dakika sonra araba durdu. Kahya beni alıp indi. Gözlerimin açık olduğunu fark edince hafifçe gülümsedi.

"Ah, genç efendi… Demek uyanıksınız. Verblade Ana Aile Evi'ne hoş geldiniz."

Bir bebeğin bunu anlayacağını sanıyor olmalıydı. Ama söyledikleri içimi titretti. Çünkü karşımda bir ev değil, devasa bir şato vardı.

Girişte onlarca muhafız dizilmişti. Bahçede hizmetçiler koşturuyordu. Sadece bahçenin bir kısmını gezmek bile günler sürebilirdi. Bu kadar büyük bir yer neden vardı?

Ama kahya beni ana şatoya götürmedi. Aynı alan içindeki daha sade bir yapıya yöneldi. Orada benim yaşlarımda birkaç bebek daha vardı.

Kahya beni bir hizmetçiye teslim etti ve soğuk bir sesle konuştu:

"Bu, reis tarafından seçilen özel Katliam birliğinin sonuncusu… ve muhtemelen en güçlüsü."

Hizmetçi gözlerini şaşkınlıkla açtı ve bana baktı. Sonra beni alıp küçük bir odaya götürdü.

Oda neredeyse bir zindanı andırıyordu. Bir köşede beşik, duvarlarda raflar ve birkaç masa… Tek bir pencere vardı, o da ulaşamayacağım kadar yüksekteydi.

Hizmetçi çıktı ve kapıyı kapattı. Ama kahyayla konuşmasını hâlâ duyabiliyordum.

"Bu çocuk… gerçekten Verblade Ailesi'nin beklentilerini karşılayabilecek mi, kahya?"

Kahya tereddütsüz cevap verdi:

"İnanıyorum ki beklentilerin hakkını verecektir."

Sonra sessizlik oldu.

Tam o anda kapı aniden açıldı.

Karşımda kimin olduğunu göremeden… nefesim kesildi.