WebNovels

Chapter 12 - Zorba 2

İnsanlar dünyaya kötü biri olarak gelmezler. Hangi aklı başında kişi sabah uyandığında, "Bugün şu kötülüğü yapacağım," diyerek güne başlar ki? İnsanlar kötü doğmazlar; kötü biri olacak şekilde büyütülür ya da kırılırlar. Eğer kötü doğsaydık suçlu biz olurduk; oysa her gün nefret ettiğimiz o insanlar aslında sadece birer kurbandır. Peki, siz hiç kendinizi suçladınız mı?

"Hiç sanmıyorum."

Çünkü ben de kendimi suçlamıyorum. Kendimi bildim bileli, suçlayacak bir başkasını bulmak her zaman daha kolay gelmiştir. Glenn Jones da hepimiz gibi kötü biri olarak doğmamıştı. Peki, her şey ne zaman değişmeye başladı? Bu sorunun cevabı için Glenn'in çocukluğuna, o kırılma noktasına gitmemiz gerekiyor.

07.10.2014

Glenn Jones, her şeye sahip bir çocuk olarak büyüyordu: Sevgi dolu bir aile ve her çocuğun hayalini kuracağı bir çevre.

Annesi Edna Jones, Glenn doğmadan önce özel bir hastanede hemşirelik yapıyordu. Oğlu dünyaya geldikten sonra tüm vaktini ona ayırmak için işinden ayrılmıştı. Siyah saçları ve mavi gözleriyle her zaman ışık saçan, yüzünden tebessümü eksik etmeyen bir kadındı.

Babası Drew Jones, Edna'yı çocukluğundan beri tanıyordu. Edna'nın bir gece sarhoşken yaptığı o cesur çıkma teklifinden beri birbirlerine sırılsıklam aşıktılar.

Drew, kendi kafesini işleten, siyah saçlı ve yeşil gözlü bir adamdı. Hayatındaki tek odak noktası ailesiydi; ancak ruhunda melankoliye ve depresyona meyilli bir yan taşıyordu.

Onu gerçekten mutlu görebildiğiniz tek an, kafesinde çalıştığı anlardı.

Saat 07:00

Sıradan bir gündü. Glenn erkenden kalkmış, mutfakta kahvaltı hazırlayan annesini izliyordu. Edna, o günlerin popüler şarkıları olan Stay With Me ve Chandelier eşliğinde neşeyle dans ediyordu. Glenn kahvaltısını yapıp arkadaşlarıyla oynamak için sokağa fırladı.

Edna ise her zamanki gibi kafeye geçti. Drew, güneş doğmadan mekanı açar, gece yarısından önce de kapatmazdı. Edna, kocasının işine olan bu aşırı tutkusunu bazen kıskansa da, Drew'un depresif ruh halinden sadece orada sıyrıldığını bildiği için sesini çıkarmazdı.

O gün Edna, eski hastane arkadaşlarını ziyaret etmek için işten erken çıkacaktı. Gitmeden önce Drew'un odasına uğradı:

— "Aşkım, bugün bir kız arkadaşıma uğrayacağım."

— "Seni ben bırakayım mı?" diye sordu Drew.

— "Hayır, yürüme mesafesinde. Çok kalmam, eve geçerim. Glenn'i biliyorsun, çağırmazsam akşama kadar sokakta kalır."

Edna, odadan çıkmadan önce Drew'un dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu. Bu, birbirlerini son görüşleriydi.

Saat 18:00

Hava kararmaya başlamış, Glenn'in oyun arkadaşları birer birer evlerine dağılmıştı. Glenn, sekiz yaşındaki bir çocuğun tüm sabırsızlığıyla sokakta yapayalnız kalınca somurtarak eve doğru yürümeye başladı. Zihninde tek bir sitem vardı:

"Annem beni eve çağırmayı nasıl unutur?"

Eve girdiğinde babasını telefonun başında, titreyen ellerle bir numarayı ararken buldu. Karşı taraf açmıyordu. Drew'un gözlerindeki korku, evin içindeki sessizliği ağırlaştırıyordu.

— "Baba, annem nerede? Bugün beni çağırmayı unuttu."

— "Bilmiyorum küçük adam... Bilmiyorum."

Birkaç dakika sonra telefon açıldı. Drew, eşinin sesini duymayı beklerken karşısına buz gibi bir polis sesi çıktı:

— "Bu telefonun sahibini tanıyor musunuz?"

— "Evet... Ben kocasıyım."

— "Üzülerek söylüyorum ki; alkollü bir sürücünün kaldırıma çıkması sonucu telefonun sahibi olay yerinde hayatını kaybetti."

Drew olduğu yere yığılmamak için duvara tutundu. Glenn'i apar topar kız kardeşinin evine bırakıp hastaneye koştu. Yol boyunca bunun bir kabus olması için tanrıya yalvardı. Ama karısının cansız bedenini gördüğünde dünya onun için durdu.

Cenazeden sonra Drew, derin bir sessizliğe ve karanlık bir depresyona gömüldü. Annesinin öldüğünü Glenn'e nasıl açıklayacağını bilmiyordu.

Kaçmak için çözümü çalışmakta buldu. Günde sadece üç saat uyuyor, geri kalan tüm vaktini kafede harcıyordu. Aslında sevdiği şey kafe değildi; orada Edna'nın izlerini hissediyor, sanki bir an kapı açılacak ve karısı içeri girecekmiş gibi yaşıyordu.

Glenn ise bu sessizlikte değişmeye başladı. Ruhunu ele geçiren tek bir duygu vardı:

Öfke.

Annesini elinden alan o sarhoş adama öfke duyuyordu.

Kafasından işini çıkarmayan, yaşayan bir ölüye dönüşen babasına öfke duyuyordu.

Ama en çok da, onu bırakıp gittiği için annesine öfke duyuyordu.

Bu öfkeyi bastırmanın tek yolunu şiddette buldu. On yedi yaşında karıştığı büyük bir kavgada ağır yaralanmış, kaldırımda kan kaybederken ölümü bekliyordu. O an, yoldan geçen bir kadın durdu. Ondan korkmadı, yaralarına dokundu ve ona yardım etti.

Glenn, o kanlı kaldırımda kendisine uzanan o ellere ve o yüze ilk görüşte aşık oldu.

O kadın, matematik öğretmeni Lily Taylor'dı.

O günden sonra Glenn, Lily'yi saplantılı bir şekilde sevmeye başladı. Ve Lily'nin ilgi gösterdiği her öğrenciden, özellikle de Richard'dan, nefret etmeye başladı.

Çünkü Richard, Lily'nin gözünde bir öğrenciydi; Glenn ise sadece "kurtarılması gereken bir ucube" olarak kalmaktan korkuyordu.

More Chapters