WebNovels

Chapter 2 - Bölüm 2

Bu büyüyle geri dönmesi imkânsızdı.

Yine de içinde, adını koyamadığı bir boşluk yavaş yavaş büyüyordu.

Eşine baktı.

Rauf hâlâ kendine gelmemişti.

Her şeyi onun için yaptım, diye geçirdi içinden.

Mutlu bir evliliğimiz vardı. O bir cindi. Bunun bir sonu olamazdı.

Düşünceler arasında boğulurken yavaşça Rauf'a yaklaştı. Başının arkasından kan sızıyordu.

"Rauf..." dedi titreyerek.

"Beni duyabiliyor musun? Aç gözlerini... Rauf."

Rauf'un gözleri aralanır gibi oldu.

Elini başına götürdü, yüzü acıyla buruştu.

"Ne... ne oldu bana?"

Hafızası yerine gelir gelmez Esma'yı itti.

Kadın dengesini kaybedip yere sendelerken acıyla inledi.

Rauf ayağa fırladı.

Gözleri panikle etrafı taradı.

"Senna?" dedi boğuk bir sesle. "Senna nerede?!"

Ama cevap yoktu. Hiçbir yerde yoktu.

Cinler âlemi onu geri almıştı.

Rauf o an anladı.

Hem sevdiği kadını, hem doğmamış çocuğunu kaybetmişti.

Dizlerinin bağı çözüldü. Yere çöktü.

Göğsünden kopan çığlık ormana yayıldı.

Ağaçlar sanki onun acısına karşılık verir gibi inledi.

Esma olduğu yerde kaldı. Kıpırdayamıyordu.

Gözleri Rauf'ta kilitlenmişti.

Bir anda Rauf öfkeyle ayağa kalktı.

Esma'nın yanına koştu, omuzlarından sertçe sarstı.

"Onu neden öldürdün?!" diye haykırdı.

"Sen nasıl bir şeye dönüştün Esma?! Sevdiğim kadını ve bebeğimi öldürdün!"

Nefesi kesik kesikti.

Gözlerinden yaş değil, nefret akıyordu.

"Senden nefret ediyorum," dedi dişlerinin arasından. "İğreniyorum."

Esma bu sözler karşısında bir an donakaldı. Sonra Rauf'un ellerinden kurtuldu.

Ses tonu sakindi ama buz gibiydi.

"Bizim için yaptım," dedi.

"En doğru seçim buydu. Kendine gelmen gerekiyordu."

Rauf'un gözlerinin içine baktı.

"Siz birbirinize haramdınız. Gerçeği görmeni sağladım. Ruhunu kurtardım."

Rauf başını iki yana salladı. Söylenenleri kabul edemiyordu.

Ağlayarak dizlerinin üzerine çöktü.

"Defol," dedi güçsüz bir sesle.

"Bırak beni... Git buradan. Seni görmek istemiyorum. Sesini duymak istemiyorum."

Esma bir an duraksadı.

Onu burada bırakmak istemiyordu.

Yanına diz çöktü.

Sesi hâlâ kontrollüydü.

"Senna'nın ölümü saraya duyuruldu," dedi.

"Yasak ilişkin ve bir de bebeğin olması... Bu, varis meselesi demek."

Kısa bir duraklama.

"Benim yaptığım Mihrez'e iletildi mi bilmiyorum. Ama tehlikedeyiz Rauf. İkimiz için de artık yarın yok."

Rauf umursamazca ayağa kalktı.

"Ben zaten ölüyüm," dedi. "Görmüyor musun?"

Esma şaşkınlıkla baktı ama sesini yükseltmedi.

"İyi misin sen?" dedi.

"Onların ne olduğunu bilmiyorsun bile. Nasıl bir pisliğin içine battığını hâlâ anlamadın."

Rauf sertçe döndü.

"Bir yolunu bulurduk," dedi öfkeyle.

"Senin kıskançlığın olmasaydı huzurumuz bozulmazdı."

Esma kısa bir kahkaha attı.

Bu kahkaha ne neşeliydi ne de sıcak.

"Ne kıskançlığı Rauf?" dedi. "Bir cini mi kıskanacağım?"

Bir adım yaklaştı.

"O sana güzel bir kadın olarak göründü. Asıl suretini görseydin, bakalım hâlâ böyle konuşabilecek miydin."

Rauf cevap veremedi.

Sessizce Esma'nın yüzüne baktı.

"Ne demek asıl sureti?" diye sordu. Esma bu kez daha sert güldü.

"Gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun," dedi. "Cinlerin asıl hâli insan gibidir ama değildir."

Başını iki yana salladı.

"Sana afet gibi görünmüş olabilir. Ama senin onunla bir sonun yoktu. Her iki ihtimalde de ölüm vardı."

Birbirleriyle tartışarak piknik yaptıkları yere geri döndüler. Rauf sessizliğini bozdu.

"Yine de..." dedi dişlerini sıkarak,

"Onu öldürmen gerekmiyordu."

Esma gözlerini devirdi. Cevap vermek istemedi ama suskunluğu daha fazla sürmedi.

O sırada gelin telaşla yanlarına geldi.

"Ne oldu, neredeydiniz? Çok merak ettim," dedi.

Esma sakin bir gülümseme takındı. "Geldik işte kızım," dedi.

"Rauf biraz uzaklaşmıştı, zor buldum."

Gelini dönerek yumuşak bir sesle ekledi:

"İstersen artık eve gidelim. Birden midem bulandı, kendimi iyi hissetmiyorum."

Esma başını salladı. "İyi olur kızım, dinlen."

Esma gülümseyerek,

"İlk zamanlarda olur böyle," dedi. "Rahat rahat uyu sen."

Sarayda ise hiçbir şey normal değildi.

Kadim eş yere çökmüş, sessizce ağlıyordu. Omuzları sarsılıyor, nefesi düzensizleşiyordu. Mihrez kanına bulaşıldığını hissetmişti; delirecek gibiydi.

O delici, korkunç bakışlarını eşine çevirdi. Sesi soğuktu. Keskin. Acımasızdı.

"Hepsi senin suçun," dedi.

"Gördün mü, her şey nereye vardı?"

"Her hatayı örtbas ettin. Bana engel oldun." "Eline ne geçti?"

Bir adım daha yaklaştı.

"Hamile olduğunu biliyor muydun bari?" "Cevap ver!"

Sesi salonun duvarlarında yankılandı.

Kadim eş başını kaldıramıyordu. Gözlerini ona dikmeye cesaret edemedi. Hatası çok büyüktü.

"Yüce padişahım—" diye söze girmek istedi. Mihrez sözünü kesti.

"Artık senden cevap beklemiyorum," dedi. "Odana git."

"Ve karşıma çıkma."

Arkasını dönüp salonu terk etti.

Kadim eş olduğu yere çöktü. Bir süre kalkamadı.

Mihrez öfkeyle toplantı salonuna girdi.

"Bana hemen o insanları bulun," dedi.

"Yasaklı büyüyü kim verdi?"

"O iğrenç yaratıklara kim yol açtıysa öğrenmek istiyorum."

Gözlerinde ateş vardı.

"Onları bizzat kendim ziyaret edeceğim."

Bu, ona yapılmış bir ihanetti.

Bir saygısızlıktı.

Ve Mihrez bunu asla affetmezdi.

Gözlerinde ateş sıçrıyordu.

Bu, ona yapılmış bir ihanetti. Bir saygısızlıktı. Asla kabul edemezdi.

Sonya öne çıktı.

"Derhal araştırıyoruz efendim," dedi gergin bir sesle.

"Unutmadan... Konseyin bu olaylardan mutlaka haberi olmuştur bizzat benim halledeceğimi kendilerine iletin.

"Nasıl isterseniz efendim," dedi Sonya. Ve hızla geri çekildi.

Esma ile Rauf evlerine döndüler.

Rauf içeri girer girmez odasına çekildi. Kapıyı sertçe kapattı. Esma anladı.

Bir daha içeri giremeyecekti.

Rauf üzerindekileri aceleyle çıkardı. Boğuluyor gibiydi. Vücudu yanıyordu.

Duşa girmeliydi.

Soğuk suyu açtı.

Ama sıcaklık geçmiyordu.

Onun her anı gözlerinin önüne geliyordu. Gözleri... gülüşü... sesi... öpüşü...

"Nasıl unutacağım..." diye fısıldadı.

Elini duvara vurdu. "Koruyamadım..." diye haykırdı. "Lanet olsun bana..."

Ağlıyordu.

Her yasak olanın bir bedeli vardı.

Ve Rauf, bu bedeli fazlasıyla ödediğini düşünüyordu.

Sarayda ise sorunlar bitmiyordu.

Kabileler huzursuzlanmaya başlamıştı. Senna'nın ölümü büyük bir patlak vermişti.

Bazı cin toplulukları,

"Kadim bir cin nasıl öldürülebilir?" diye konuşuyordu.

Bazılarıysa,

"İnsanla yasak ilişkiye girdi. Hamile kaldı. Ölümü hak etti," diyordu.

Ama iki tarafın da ortak vardığı tek bir karar vardı: Padişahlarının otoritesi zayıflamıştı.

Bu düşünce Mihrez'i asıl öfkelendiren şeydi.

Onca işinin arasında bu isyan kabul edilemezdi. Bizzat halkın arasına karışmalıydı.

Ortaya çıktığında cinler irkildi. Korktukları belliydi.

Mihrez rahat bir tavırla konuştu: "Demek korkabiliyorsunuz," dedi. "Bu çok güzel."

Devam etti:

"Senna bir insan tarafından öldürüldü. Biliyorsunuz, yasalarımızı birçok kez çiğnemişti." "Son yaptığı iğrençlik ise affedilemezdi."

"İster insan dünyasında olsun ister burada... cezası ölümdü."

Halk konuşmayı onayladı. Ama asıl korkuları başkaydı.

Yasak büyü.

"Endişelisiniz, biliyorum," dedi Mihrez. "Ama korkmayın sevgili halkım."

"O insanı bulacağım."

"Bizden çaldığı büyüyü alacağım." "Ve onu kendi ellerimle öldüreceğim."

"Yaşa padişahım!" sesleri yükseldi. Bu mesele şimdilik kapanmıştı.

Mihrez odasına çekildi.

Ama içi hâlâ rahatsızdı.

İçeri girdiğinde eşini koltukta, pencereye bakarken buldu. Gözleri ağlamaktan şişmişti.

Bu hâli onu durdurdu.

Yanına gitti. Diz çöktü. Ellerini tuttu.

Gözyaşlarını sildi. Yanağını okşadı.

"Eşim," dedi yumuşak bir sesle,

"ağlama artık."

"İntikamını almadan yanına gelmeyeceğim." "Sözüm söz."

Alnından öptü.

Kadın bu harekete tutundu. Sarılıp kokusunu içine çekti.

"Sana inanıyorum Mihrez," dedi fısıltıyla. "İntikamımızı alacağına inancım tam."

Yataklarına uzandılar.

Eşi kısa sürede uykuya daldı. Çok yorulmuştu.

Ama Mihrez için gece yeni başlıyordu.

Uyku...

Ona uğramazdı.

Sessizce geçit aynasının karşısına geldi.

İzleme büyüsünü yaptı.

Aynada, intikam alacağı aile belirdi.

Mihrez tehlikeli bakışlar attı. Yüzü buz gibiydi. "Buldum sizi," dedi alçak bir sesle.

Onları izlerken gözü bir anda hamile kadına takıldı. Göbeğine baktı.

O an kalbinde keskin bir zonklama hissetti. Elini istemsizce göğsüne bastırdı. İçindeki bir şey... ona çekiliyordu.

Bu his rahatsız ediciydi.

Aynayı hemen kapattı. Neler oluyordu?

O insanın taşıdığı bebek...

Ya da her neyse...

İnsan bebeği olamazdı. Bu normal değildi.

Kadın ne karıştırıyordu?

Düşündükçe zihni bulanıyordu. Siniri artıyordu.

Tam o sırada Sonya'nın sesi zihninde yankılandı.

"Efendim, müsaitseniz konsey üyelerinden biri sizi görmek istiyor."

Mihrez dudaklarını büktü. "Toplantı salonuna al," dedi. "Geliyorum."

Eşinin yanına döndü. Eğilip yanağından öptü, kulağına fısıldadı: "Acil bir toplantıya gitmem gerekiyor. Sen dinlen."

Kadın gözleri kapalı, uykulu bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Tamam canım."

Mihrez kayboldu.

Toplantı salonuna girer girmez konsey üyesi yerinde huzursuzca kıpırdandı.

Mihrez alaycı bir ifadeyle konuştu:

"Evet, sizi dinliyorum."

"Buraya kadar gelmeniz iyiye işaret değil." "Siz sürü gibi gezmiyor muydunuz?"

Konsey üyesi beklemeden konuştu:

"Konsey ortak bir karar aldı efendim."

"Benim dışımda herkes sizi yerinizden etmek istiyor." "Değişiklik istiyorlar."

"Anlayacağınız... savaş yakın."

Mihrez sesli bir kahkaha attı. "Bu mümkünmüş gibi," dedi.

"Bir de ortak karar almışlar."

Bir adım attı.

"Konsey üyelerini seçerken akıllılarını özellikle seçmiştim," diye devam etti. "Ama belli ki yanılmışım."

Ses tonu sertleşti.

"Size kendimi ilk defa mı tanıtıyorum?" "Ben şeytanın oğluyum."

"Bu tahtı kazanmadım."

"Bana verildi."

"Ne çabuk unuttunuz."

Konsey üyesi iyice gerildi. Kekeler gibi konuştu: "Ben... ben gitsem iyi olacak efendim." "Sadece uyarmak için geldim."

"Affedin."

Mihrez gözlerini kıstı.

"Erken ayrılıyorsun," dedi sakince. "Oturabilirdin."

Adam titreyerek cevap verdi:

"Dikkat çekmek istemiyorum efendim." "Hemen gitmeliyim."

Mihrez onu şüpheyle izledi.

Sonra... Zihnine sızdı.

Ve bir anda durdu.

"Yasak büyü..." dedi yüksek sesle.

Öfkeyle yerinden kalktı.

Tek bir hamlede konsey üyesinin başını gövdesinden ayırdı.

"Demek," dedi dişlerinin arasından, "yasak büyüyü insana siz verdiniz."

"Bu kadar ileri gittiniz ha..."

Kapıya doğru yürürken emretti: "Burayı temizleyin."

Ve salonu terk etti.

O zaman anladı.
O kadının karnındaki bebek de konseyin işiydi.
Her şey netleşmişti. Aynayla izlemeye devam etmesi gerekiyordu.

Bütün gece geçit aynasının karşısında kaldı.
Film izler gibi...
Sessiz, dikkatli, sabırla. Bir an yine o çekilme hissi geldi.
Kalbi kasıldı.

"Ne istiyorsun benden?" diye söylendi kendi kendine. Artık vakit gelmişti.
İntikam alınacaktı.

Mihrez evin içinde aniden belirdiğinde hava bir anda çöktü. Duvarlar karardı, ışık sanki geri çekildi.

Ev sessizdi ama bu sessizlik huzurlu değildi; bekleyen, nefesini tutmuş bir sessizlikti.

Esma ellerini göğsünde birleştirmişti. Dudakları kımıldıyordu. Okuduğu dua korkudan değil, kararlılıktandı. Gözlerinde panik yoktu. Çünkü biliyordu:
Tohum hâlâ ondaydı. Yasak büyü hâlâ mühürlüydü.
Ama bu gece önemli olan kendisi değil, bebeğiydi.

Mihrez'in bakışları evi taradı. İnsan kokusu onu rahatsız ediyordu. Yine de durmadı. Adım attıkça zemin karardı, hava ağırlaştı.

Sonra...
Rauf'u gördü.

Bakışları bir anlığına Rauf'ta durdu. Uzun, soğuk ve küçümseyici bir bakıştı bu. Sanki karşısında bir insan değil, ayağının altına alınacak bir şey vardı. Rauf bunu hissetti. Geri adım atmadı ama bedeninin titremesine engel olamadı. Göz göze geldiler.

Tek kelime edilmedi.

Ama o sessizlikte her şey söylendi.

Mihrez'in gözlerinde nefret yoktu. Daha kötüsü vardı: önemsizlik. Rauf, onun gözünde düşman bile değildi. Sadece kirli bir izdi.

Mihrez bakışlarını ondan çekti. Değmeye değmezdi.

Gözleri geline kaydı. Karnına. Orada atan kalbi hissettiği an, göğsünde bir sızı yankılandı. Kaşları hafifçe çatıldı. Elini istemsizce kalbine götürdü.
Bir şey... ona çekiliyordu.

Esma bunu fark etti.

Duası hızlandı. Sesini biraz daha derinleştirdi. Büyüyü bastırdı, bebeğin etrafına ördüğü korumayı sıkılaştırdı.
Beni al, der gibiydi içinden. Ama ona dokunma.

Mihrez yaklaştı.
Geline baktı.
Karnına.

Elini uzattığında Esma bir adım öne geçti ama durdu. Gücünü açığa çıkarmadı. Henüz değil. Mihrez elini karnın üzerine koydu.

Ve mühürledi.

O an ev inledi. Gelinin çığlığı duvarlara çarptı ama geç kaldı. Mihrez kulağına eğildi, sesi alçak ve kesindi:

— Artık bana bağlı.

Son bir kez Rauf'a baktı.
Yine konuşmadı.

Sadece baktı.

Ve o bakış, Rauf'un içindeki her şeyi parçaladı.

Mihrez karanlığa karışırken evde tek bir gerçek kaldı:
Bu gece sadece intikam başlamamıştı.
Bir kader mühürlenmişti.

More Chapters