WebNovels

Chapter 4 - O DİZ ÇÖKMEZ

– Zeythara –

Dışarı adım attığımızda karşımızda kısa boylu bir adam duruyordu—bakımsız sakallı, ela gözlü, üzerinde kaba köylü giysileri. Bana bakış biçimi içimi kaldırdı. Gözlerini saklama zahmetine bile girmiyordu; açıkça süzüyor, neredeyse salyası akıyordu.

Gerçekten mi?

Artık başka bedenlerdeyiz, başka rollere zorlanmış durumdayız… ama yine de Kaelric'in—bu dünyanın "Kol"unun—karısıyım.

Ve o, başka bir adamın karısına böyle bakmaya cüret ediyor.

Ah… erkekler.

İçimden gözlerimi devirdim.

Bunu fark etti.

"Bu kadın bana az önce göz mü devirdi?" diye alayla sırıttı. "Kol, belli ki ona adam akıllı terbiye vermemişsin."

Elini kaldırdı. Vurmak üzereydi.

Kaelric öne atıldı—ama ben daha hızlıydım.

Adamın bileğini yakaladım ve sertçe büktüm. Acıyla öne doğru eğildi. Elini bırakmadan başını kavradım, dizimi yukarı savurdum.

Yere yığıldı.

Etraftan geçenler—kadınlar, erkekler—oldukları yerde dondu. Tüm bakışlar bana çevrilmişti. Şaşkınlık. Korku. İnanamama.

Her şey apaçıktı: Bu yerde kadınların dövülmesi sıradandı.

Ama bir kadının karşılık vermesi… bu, daha önce hiç görülmemişti.

Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

– Kaelric –

Aptal kadın.

Bizi açığa çıkaracak.

Bu, tanıdığım Zeythara değildi. Güçleri yoktu. Ve bu dünyada böyle bir davranışın bedeli affedilmezdi.

Bir şey yapmalıydım.

Onu çevirdim ve tokatladım.

Hazırlıksız yakalandı. Bana baktı. Gözlerinde tek bir anlam vardı:

Bunun bedelini ödeyeceksin.

"Ahmak kadın!" diye bağırdım.

"Arkadaşıma saldırmaya nasıl cüret edersin? Sana biraz hoşgörü gösterdim diye kendini bir şey mi sandın?"

"Kaelric…" diye tısladı, öfkeden titreyerek.

Kalabalıktan biri öne çıktı, pantolonunu çekerken sırıttı.

"Belli ki Kol karısını kontrol edemiyor. Bana gönder onu—on kadın var bende zaten. Hiçbiri karşılık vermez. Yerlerini bilirler."

Çenemi sıktım.

"Gerek yok," dedim buz gibi bir sesle. "O benim malım."

Ona döndüm.

"Tüm kadınlar ait oldukları yere gitti. Sen hâlâ burada ayakta duruyorsun—"

Cümle yarım kaldı.

Yere düştüm.

– Zeythara –

"Acınası bir erkek sürüsü," dedim keskin bir sesle.

"Bir kadını aşağılamaya kimsiniz siz? Tarlaları bu kadar seviyorsanız, gidin kendiniz çalışın!"

Kadınlara döndüm.

"Kız kardeşlerim… daha ne kadar bu adamlara boyun eğeceksiniz?"

Bana baktılar.

Boş. Donuk. Sessiz.

Kendi türümü küçümsemek istemem…

ama bu adamlar her ne yaptıysa, onların ruhlarını söküp almıştı.

Kaelric'in yere düşüşü sessizliği paramparça etti. Kimse ona yardım etmeye cesaret edemedi. Erkeklerin yüzlerinde ilk kez tereddüt gördüm. Kadınlar ise… sanki konuşmayı, direnç göstermeyi çoktan unutmuş gibiydi.

"Bakın," dedim, sesim sakinleşmişti—ama artık daha da tehlikeliydi.

"Biriniz düştüğünde dünya sona ermiyor."

Erkekler fısıldaşmaya başladı. Yere serdiğim adam ayağa kalkmaya çalıştı, dizleri titredi.

"Bu kadın…" dedi biri.

"Baş belası."

Evet, diye düşündüm.

Ben belayım.

Kaelric ayağa kalktı. Yüzü sertti, gözleri huzursuz. Bana yaklaşmadı; bilinçli bir mesafe bıraktı.

"Yeter," dedi kalabalığa. "Dağılın."

Tereddüt ettiler. Sonra yavaş yavaş geri çekildiler. Kimse gözlerime bakmadı. Kadınlar başlarını eğdi; erkekler hiçbir şey olmamış gibi davrandı.

Düzen böyle işlerdi.

Kaelric bana yaklaştığında sesi alçaldı.

"Bunu bir daha yapma," dedi. "En azından şimdilik."

"Ne zamana kadar?" diye sordum. "İzin verene kadar mı?"

Cevap vermedi.

Kolumdan tuttu ve beni sürükledi. Dar bir toprak yolda yürüdük. Alçak çatılı evler, çatlamış duvarlar, sessiz pencereler…

Burası yoksulluk kokmuyordu.

İtaat kokuyordu.

Bir evin önünde durduk.

"İçeri gir," dedi. "Burada kalacağız."

"Bana emir mi veriyorsun?" dedim.

Gözlerimin içine baktı. Bu kez alay yoktu—sadece gerilim.

"Hayatta kalmaya çalışıyorum," dedi. "İkimiz için."

İçeri girdim.

Ev küçüktü. Tek oda. Sert bir yatak. Kırık bir masa. Duvarlarda eski tarım aletleri asılıydı. Pencere parmaklıklıydı.

"Bu dünya," dedim kısık bir sesle, "beni öfkelendiriyor."

"Bu dünya seni öldürür," dedi Kaelric. "Eğer Zeythara gibi davranmaya devam edersen."

Ona döndüm.

"Ben Zeythara'yım," dedim. "Gücüm olmasa bile."

Sessizlik çöktü.

Kaelric bakışlarını kaçırdı.

"İşte bu yüzden korkuyorum," dedi.

"Çünkü sen diz çökmeyi bilmiyorsun."

Bir süre konuşmadık.

Sonra dışarıdan bağırışlar yükseldi. Erkek sesleri. Emirler. Kadın ayak sesleri.

Pencereden baktım. Kadınlar tarlalara sürülüyordu. Sessiz. Başları önde.

Birinin eli titriyordu.

"Onları böyle bırakamam," dedim.

"Bırakmak zorundasın," dedi Kaelric. "Şimdilik."

Gözlerimi kapattım.

Fırtına bekler.

Ama asla unutmaz.

Gözlerimi açtığımda kararımı vermiştim.

"Bu dünyada yıldırım yoksa," dedim,

"o zaman başka bir şey yükselir."

Kaelric bana baktı. İlk kez gülümsedi—ama bu bir zafer gülümsemesi değildi.

"Şimdi," dedi,

"gerçekten başlıyoruz."

More Chapters