WebNovels

Chapter 176 - METAL YORGUNLUĞU VE KIRIK DİŞ

Hiçlik Kapısı Garnizonu'nun avlusu, rüzgârın taşıdığı buz kristalleri ve Kimera kanının yaydığı o asidik, sülfürlü buharla boğulmuştu. Kael Vael'thra, az önce iradesiyle büktüğü meşalenin yarattığı yangının önünde duruyordu. Burnu kanıyordu. Zihni, Tını (Mana) manipülasyonunun yarattığı o ani ve keskin migrenle zonkluyordu. Mührü, sırtında kızgın bir damga gibi sızlıyor, ona sınırlarını hatırlatıyordu.

Ama savaş durmuyordu.

"Sol kanat çöktü!" diye bağırdı bir çavuş, sesi panikle çatlayarak. "Bariyer hattını yarıyorlar!"

Karanlığın içinden üç Kimera daha fırladı. Bunlar, az önce yaktığı keşif biriminden daha iriydi. Sırtlarında volkanik camdan (obsidyen) dikenler vardı ve her nefes alışlarında göğüs kafeslerinin içindeki magma parlıyordu.

"Silah lazım," dedi Kael. Sesi metalik, soğuk ve duygudan arınmıştı. Az önceki doğaçlama (meşale) bir kerelik bir şanstı. Sürekli bunu yaparsa beyni erirdi. Fiziksel bir araca ihtiyacı vardı.

Gözleri, yerde yatan ölü bir nöbetçiye takıldı. Askerin elinde standart, garnizon tipi bir uzun kılıç vardı. Kael öne atıldı, cesedin üzerinden kılıcı kaptı.

Kabzayı kavradığı an, o tanıdık "yanlışlık" hissi midesine oturdu.

Kılıç hafifti. Dengesi bozuktu. Metalin içindeki Tınlaşım ölüydü. Siyah Diş'in o aç, talepkâr ve canlı ağırlığından eser yoktu. Bu, sadece şekil verilmiş soğuk bir demir parçasıydı.

"Kaptan!" Malik'in sesi, bir gök gürültüsü gibi sağından geldi.

Malik, elindeki kırık kürek sapını bir sopa gibi savurarak üzerine atlayan bir Kimera'yı geri püskürttü. Ancak yaratık çevikti; Malik'in hantal hamlesinden sıyrılıp devasa çocuğun bacağına dişlerini geçirmeye çalıştı.

Kael düşünmedi. Analiz Refleksi devreye girdi.

Hedef: Omurga bağlantı noktası. Mesafe: 4 adım. Araç: Standart Çelik.

Kael, karnındaki Aura Çekirdeği'ni sıktı. Bacaklarına ve kollarına saf, sıcak Kudret (Fiziksel Güç) pompaladı. Vücudu bir yay gibi gerildi ve fırladı.

Havadayken, elindeki standart kılıca aurasını yüklemeye çalıştı. Halid'in öğrettiği gibi; silahı bedeninin bir parçası yapmak, sertleştirmek için.

Ancak demir cevap vermedi. Kael'in yoğun aurası metale girdiğinde, metal bu basınca uyum sağlamak yerine titremeye başladı.

Kael, Kimera'nın ensesine, o zırhlı plakaların arasındaki yumuşak dokuya tüm gücüyle vurdu.

ÇAT!

Ses, etin kesilmesi sesi değildi. Metalin iflas etme sesiydi.

Standart kılıç, Kael'in aurasının yoğunluğu ve Kimera'nın obsidyen zırhının sertliği arasında sıkışarak ortadan ikiye kırıldı. Kılıcın ucu havaya fırladı. Kael, elinde sadece kırık bir kabza ve yarım karışlık bir metal parçasıyla kalakaldı.

Yaratık ölmedi. Sadece sersemledi ve daha da öfkelendi.

Kael yere indiğinde dengesini sağlamak için takla attı. Elindeki işe yaramaz kabzayı fırlattı.

"Çöp," dedi Kael. Sesi nefret doluydu. "Hepsi çöp."

Kimera döndü. Kuyruğundaki dikenli topuzu Kael'in göğsüne doğru savurdu. Kael, "Rüzgarın İhaneti" refleksini kullanarak geriye doğru eğildi. Dikenli topuz, burnunun ucundan, havayı yararak geçti. Rüzgarı yüzünü kesti.

"Malik!" diye bağırdı Kael. "Çekil!"

Malik, Kael'in uyarısını duyar duymaz, boğuştuğu yaratığın kafasına kafa attı (Tok bir kemik sesi duyuldu) ve kendini geriye attı.

Kael silahsızdı. Büyü yapamazdı (Mühür kilitli, zihin yorgun). Elindeki demirler kırılıyordu.

Geriye tek bir seçenek kalıyordu: Uyumsuzluk.

Çevresine baktı. Burası bir cephanelik değil, bir inşaat alanıydı. Yerde kırık taşlar, buz kütleleri ve... yıkılmış bir iskelenin demir destek çubukları vardı.

Kael, paslı, ucu yamulmuş, yaklaşık bir metre uzunluğunda kalın bir inşaat demirine koştu. Demiri yerden sökerken avuçları pasla boyandı. Bu bir kılıç değildi. Keskin değildi. Zarif değildi. Ama ağırdı. Ve doluydu.

Kimera üzerine atladı.

Kael, elindeki demir çubuğu bir kılıç gibi değil, bir mızrak gibi tuttu. Akış yoktu. Zarafet yoktu. Sadece Kudret vardı.

Yaratık havadayken, Kael demir çubuğun ucunu (yamuk kısmını) yaratığın açık ağzına doğru hizaladı.

Ve yere Demir Kök (Iron Root) saldı. Ayaklarını zemine kilitledi.

GÜM!

Yaratığın tüm ağırlığı, Kael'in tuttuğu demir çubuğa bindi. Paslı demir, yaratığın boğazından içeri girdi, ensesini deldi ve omurgasını parçaladı.

Kael, darbenin şiddetiyle geriye doğru sürüklendi. Botları donmuş zeminde derin izler bıraktı. Omuzları yerinden çıkacakmış gibi sızladı. Ama demir kırılmadı. Sadece büküldü.

Yaratık, demirin ucunda asılı kalarak can verdi.

Kael, cesedi yana itip demiri kurtardı. Nefes nefese kalmıştı. Üstü başı yaratığın siyah kanıyla kaplıydı.

"Çelik kırılıyor," dedi Kael, Malik'e bakarak. "Ama bu pislikler... bu pislikler dayanıyor."

Malik, yerden kaldırdığı, muhtemelen bir mancınığa ait olan kırık bir dişli çarkı kalkan gibi tutuyordu. Yüzü is içindeydi ama sırıtıyordu.

"O zaman biz de hurda kullanırız Kaptan," dedi Malik. "Kırılana kadar vururuz. Sonra yenisini alırız."

Avludaki gürültü arttı. Surların tepesinden, nöbetçilerin çığlıkları geliyordu.

"Alfa!" diye bağırdı biri. "Büyük olan geliyor!"

Ana kapının olduğu yerden, yeri titreten ağır adımlar duyuldu. Diğer Kimeralar kenara çekildi.

Kael, elindeki yamuk inşaat demirine baktı. Sonra yaklaşan o devasa gölgeye.

"Bu demir yetmez," dedi kendi kendine. "Daha fazlası lazım."

Ama depoya gidemezlerdi. Kormac kapıları kilitlemişti ve emir komuta zinciri onları "Gözden Çıkarılabilir" olarak işaretlemişti.

"Hazır ol Malik," dedi Kael. Gözlerindeki altın hare, karanlığın içinde vahşi bir açlıkla parladı. "Bu gece zarafet yok. Sadece hayatta kalmak var."

İki genç, ellerinde paslı hurdalarla, garnizonun üzerine çöken o büyük karanlığa karşı omuz omuza verdiler.

Silahları yoktu. Zırhları yoktu.

Ama iradeleri, o obsidyen duvarlardan daha sertti.

More Chapters