WebNovels

Chapter 3 - BÖLÜM 3 — GÖLGE GİBİ

Lavinia

Bu sabah uykudan aniden uyandım.

Nefesim düzensizdi. Kalbim göğsüme sığmayacakmış gibi atıyordu. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalıştım; tavan, duvarlar, perdelerin arasından süzülen solgun ışık… hepsi tanıdıktı ama zihnim hâlâ rüyanın içindeydi.

Onu görmüştüm, Adrian'ı. Tanrım, onu neden rüyamda gördüm ki?

Rüyada bile bakışları aynıydı; soğuk, sabit ve kaçınılmaz. Kalabalığın içinden çıkıp doğrudan bana yürüyordu. Geri adım atmak istedim ama ayaklarım hareket etmeyi reddetti. Sanki görünmez bir şey beni olduğum yere sabitlemişti. Adrian yaklaştıkça etraf kararmış, sesler silinmişti. Sonunda tam karşımda durduğunda hiçbir şey söylememişti… sadece bakmıştı. Ama o bakış, kelimelerden daha ağırdı.

Ve ben… rüyamda bile geri adım atmadım

Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım. "Saçmalık, bu tamamen saçmalık." diye mırıldandım kendi kendime. Bu sadece bir rüyaydı. Ama içimdeki huzursuzluk… gerçekti.

Yataktan kalktım. Küçük dairem sabahın erken saatlerinde sessizdi. Duvarlar sade, eşyalar az ama düzenliydi. Her şey kontrol altındaydı. Hayatımda en azından bunu kaybetmemek için çabalıyordum.

Mutfakta kahve makinesini çalıştırdım. Kahvenin kokusu kısa sürede odayı doldurdu. Bu koku bana her zaman aynı şeyi hatırlatırdı: ayakta kalmak. Kendime hazırladığım sade kahvaltıyı küçük masaya koydum; birkaç dilim ekmek, biraz peynir ve siyah kahve. Gösterişsiz ama yeterli.

Sandalyeye oturup bir yudum aldım. Gözlerim boşluğa dalmıştı.

Zihnim istemeden yine ona kaydı.

Adrian Vale.

İsmini düşünmek bile sinirimi bozuyordu. Çünkü bu adam… kontrol edemediğim bir şey gibi hissettiriyordu. Hayatım boyunca kontrolümü kaybetmemeye çalışmıştım. İnsanlara mesafe koymuş, duvarlar örmüş, kimsenin yaklaşmasına izin vermemiştim.

Ama o adam…

Sanki o duvarları hiç görmüyordu.

Kahvemden bir yudum daha aldım, bu kez daha sert.

"Her neyse unut gitsin," dedim kendi kendime.

Ama içten içe bunun o kadar kolay olmayacağını biliyordum. Lanet olası aklımdan çıkmıyor. Son hazırlıklar ve her şey tamam. Arabama bindim, çalıştırdım ve iş yerinin yolunu tuttum.

Restorana vardığımda sabahın serinliği hâlâ hissediliyordu. Şehrin sokakları yeni yeni hareketleniyordu ama restoranın bulunduğu cadde her zamanki gibi düzenli ve sakindi.

Cam kapıdan içeri girdiğimde tanıdık loşluk beni karşıladı. Gün ışığı bile buraya tamamen giremiyor; içeride her şey kontrollü bir ışık altında parlıyordu.

Hazırlıklar başladı. Masalar düzenleniyor, bardaklar parlatılıyor, mutfaktan hafif sesler geliyordu. Çantamı bırakıp saçlarımı topladım, üniformamı düzelttim ve işe odaklandım. Hareketlerim hızlı ama sakindi. Bu ortamda var olmanın tek yolu buydu: kusursuz olmak.

Zaman yavaşça ilerledi. Müşteriler gelmeye başladı. Siparişler, kısa konuşmalar, mekanik bir düzen… her şey olması gerektiği gibiydi. Zihnimi tamamen işe verdim. Sabahki rüyayı ve Adrian'ı düşünmemeye kararlıydım.

Yaklaşık yarım saat sonra…

Kapı açıldı ve hiçbir şey görmeden önce… hissettim.

İçeri giren şey sadece insanlar değildi.

Bir ağırlık, bir güç dalgası gibiydi.

Başımı kaldırdığımda gördüğüm manzara beni yerimde kilitledi. Adrian Vale içeri giriyordu ama yalnız değildi. Arkasında yedi adam vardı; hepsi kusursuz giyimli, ciddi ve dikkatli. İş insanı oldukları belliydi ama yüzlerindeki ifade… sadece iş konuşacak insanlar gibi değildi. Daha keskin, daha temkinliydiler. Onların biraz gerisinde ise üç koruma vardı. Gözleri sürekli hareket halinde, elleri tetikteydi.

Restoranın havası bir anda değişti.

Konuşmalar yavaşladı.

Bakışlar gizlice o gruba kaydı.

Ama kimse açıkça bakmaya cesaret edemedi.

Adrian içeri adım attığında sanki mekânın dengesi onun etrafında yeniden kuruluyordu. Siyah takım elbisesi kusursuzdu, adımları sakindi ama her adımında güç hissediliyordu. Gri gözleri ortamı hızlıca taradı ve bir an sonra…

Durdu.

Onunla göz göze geldim.

Bu bakış bu kez daha kısaydı ama daha yoğundu.

İçimde bir şey sıkıştı ama yüzüm yine ifadesizdi. Elimdeki tepsiyi masaya bırakıp derin bir nefes aldım. Kaçamazdım. Kaçmayacaktım.

Adrian ve adamları en geniş VIP masaya yönlendirildi. Sandalyeler çekildi, herkes yerleşti ama dikkat hâlâ tek bir noktadaydı.

Adrian.

Birkaç saniye bekledim.

Sonra yürümeye başladım.

Adımlarım sakindi ama içimdeki gerilim artıyordu. Masaya ulaştığımda herkes kısa bir anlığına sustu. O an, sanki tüm sesler geri çekilmişti.

"Hoş geldiniz," dedim.

Sesim yine kontrollüydü ama onun gözleri, bana oldukça garip hissettiriyordu.

Adrian gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.

"Yine buradasın."

Bu bir soru değildi.

Kaşımı hafifçe kaldırdım, gözlerine odaklandım.

"Burası iş yerim."

Masadaki adamlardan biri hafifçe mırıldandı ama Adrian elini kaldırarak onu susturdu. Gözleri hâlâ benim üzerimdeydi.

"Güzel," dedi yavaşça. "Bu işi bırakmamış olman iyi."

Bu sözün altındaki anlam açıktı.

Bunu fark ettim.

"Bırakmam için bir sebep yok."

Adrian hafifçe eğildi. Sesi alçaldı.

"Olabilir."

Bu kez gözlerim sertleşti.

"Tehdit mi ediyorsunuz?"

Masadaki hava bir anda gerildi.

Ama Adrian sadece gülümsedi.

"Hayır," dedi. "Sadece ihtimalleri söylüyorum."

Kısa bir sessizlik oldu, defterimi açtım. Gerçekten fazla küstah!

"Sipariş alabilir miyim?"

Adrian arkasına yaslandı. Parmaklarını masaya hafifçe vurdu.

"Önce sen."

Kaşlarımı çattım ve tekrar odaklandım.

"Pardon, anlamadım?"

Adrian'ın gözleri karardı.

"Bugün farklı görünüyorsun."

Bu cümleyi beklemiyordum.

İstemeden bir an duraksadım.

"Her zamanki gibiyim."

Adrian başını hafifçe eğdi.

"Hayır."

Tekrar kısa bir duraksama.

"Bugün… seni rahatsız eden bir şey var."

Bu söz içime işledi.

Doğruydu ama bunu kabul etmedim.

"Yanılıyorsunuz."

Adrian bu cevaba karşılık vermedi. Sadece birkaç saniye daha baktı. Sonra arkasına yaslandı.

"Peki," dedi. "Sipariş verebiliriz."

Ama bu geri çekilme değildi.

Sanırım… ertelemeydi.

Siparişleri alırken, masadaki diğer adamların konuşmalarını duyuyordum. Limanlar, anlaşmalar, milyonlarca dolarlık rakamlar…

Bu konuşmaların altında başka bir şey vardı. Görünmeyen, söylenmeyen bir gerilim.

Ve anladım.

Bu adamlar sadece iş insanı değildi.

Bu masa… tehlikeliydi.

Siparişi tamamlayıp arkamı döndüğümde sırtımda yine o bakışı hissettim.

Adrian yine beni izliyordu. Bunu hissediyordum.

Ve bu kez bu bakış… daha kararlıydı.

Sanki çoktan bir karar vermiş gibiydi.

More Chapters