WebNovels

Patronum; Eski Sevgilim +18

HÜRREM
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
177
Views
Table of contents
VIEW MORE

Chapter 1 - GİRİŞ

Genç kız, sakin adımlarla kafenin kapışmadan içeriye girdi. Etrafındaki masalara dikkatle bakarak, ağır ağır ilerlemeye başladı. Biraz ilerledikten sonra atadığı kişiyi bulunca onun oturduğu masaya doğru ilerledi. 

 Selam verme gereği duymadan, orta yaşlardaki kadının karşısındaki sandalyeye geçip oturdu. Karşısında hemen hemen kırklı yaşların sonunda olan ama halen güzelliğinden bir şey kaybetmemiş olan kadını kısaca süzdü. 

 Sevdiği, aşık olduğu adamın; Asaf'ın annesiydi bu kadın. Emel Karalar. Biraz daha kadını inceledikten sonra, iç çekerek sırtını geriye, sandalyeye yasladı. 

 Olmak istediği yer kesinlikle burası değildi. O Asaf'ın yanında olmalıydı şu anda. Hakikaten, ne işi vardı ki burada? Sabahın köründe telefonu çalmış, o da aceleyle Asaf uyanmasın diye kapatmaya çalışırken, yanlışlıkla açmıştı. 

 Telefonda duyduğu ses, asil ve oldukça düzgün bir diksiyona sahip olan bu kadının sesiydi. Asaf'ın annesi olduğunu, onunla görüşmek istediğini söylemiş, sonra da hemen buluşmak istediğini belirtip, bu kafenin adını vermişti. 

 Aslında, kadın ilk aradığında da, buraya gelirken de ne söyleyeceğini az çok tahmin edebiliyordu. "Asaf'la ayrılmanı istiyorum!" , "Oğlumun peşini bırak. Sen ona göre biri değilsin!" , "Ya da ne kadar istiyorsan söyle ve oğlumun peşini bırak!" 

 Evet evet, son düşündüğü cümle kesinlikle karşısında oturan kadının söyleyeceği türden bir cümleydi. Kadın önünde duran kahvesini nazik bir hareketle tuttu ve dudaklarına götürerek küçük bir yudum aldı. Fincanı yerine koyarken, gözlerini genç kıza dikti ve yavaşça konuşmaya başladı. 

 "Hastanede yatan bir kardeşin olduğunu biliyorum. Tedavisi olan ama her doktorun tedavi edemeyeceği bir hastalık. Tedavi edebilecek en iyi doktorlarında yurtdışında olduğunu biliyorum. Her geçen gün kardeşinin durumu kötüye gidiyor. Ama eğer istersen, seni ve kardeşini yurtdışına gönderebilirim. En iyi doktorlarda tedavi olur, sen de eğitimini orada tamamlarsın. Sana düşünmen için bir kaç dakika veriyorum. Ama bunu düşünürken şunu da hiç unutma; bir telefonumla kardeşini kabul edebilecek hiç bir hastane bulamazsın Türkiye'de. Ne özel hastane, ne de devlet hastanesi. Akıllı bir kıza benziyorsun ve doğru kararı vereceğinden eminim!"

 Kadın söyleyeceklerinin bittiğini belirten bir hareketle yeniden kahve fincanını eline aldı ve nazikçe yudumlamaya başladı. Defne ise böyle bir şeyi hiç beklemiyordu. Kadın kendisini araştırmış, her şeyini de öğrenmişti. Şöyle bir düşününce aslında haklıydı. Kardeşi, Demir'in iyileşmesi için en iyi çare, yurt dışına gitmekti. Zaten hastalık kendini ilk göstermeye başladığı zaman kendisi de bunu araştırmıştı. Biliyordu en iyi doktorların ve tedavinin yurtdışında olduğunu. 

 Asaf'ı çok seviyordu. Hatta ilk görüşte aşık olmuştu o adama ama kardeşi ve sevdiği arasında kalsa, elbetteki kardeşini seçerdi. Bu hayatta kardeşinden başka kimsesi yoktu. Anne babaları küçükken ölmüş, bir o akrabada, bir bu akrabada sığıntı gibi yaşamışlardı. Bu hastalık çıktığından beri, kimse de bir yardım eli uzatmamıştı zaten. 

 Aslında çok düşünmesine bile gerek yoktu. Hafifçe öne doğru eğildi ve konuşmaya başladı. 

 "Bana düşünmem için bir kaç dakika tanıdınız ama buna gerek yok! Teklifinizi kabul ediyorum. Kardeşimle birlikte, yurtdışına gideceğim. Onun iyiliği için en doğrusu bu. Ben hazır olduğum zaman sizinle iletişime geçerim, Emel hanım."

 Kadının memnun gülümsemesini görünce, bir an için kendisinden tiksindi. Ama bunu yapmak zorundaydı, kardeşi için. Hızlı bir hareketle sandalyesinden kalktı ve tek kelime daha etmeden, masadan uzaklaşıp, kafenin çıkış kapısına doğru koşar adımlarla ilerledi. 

 Kendisini dışarıya zar zor atmayı başarırken, ellerini dizlerine koyarak, hafifçe eğildi ve bir kaç derin nefes aldı. Nihayetinde biraz olsun rahatladığını hissederken, doğrulup sahile doğru ilerlemeye başladı. 

 Kalbi acıyor, aldığı her nefes göğsüne batıyordu. Asaf'ı çok seviyordu ama kardeşi de onun tek dayanağıydı. Doğru bir karar vermişti, değil mi? Kalbine soruyordu bu soruyu ama kalbinin hayır diye inlediğini de duyuyordu. Yine de kardeşi için bunu yapmak zorundaydı. 

 Gözlerinden süzülen yaşlar, yanaklarından aşağı, çenesine doğru akarken, telefonunun çaldığını farketti. Çantasını bir müddet karıştırdıktan sonra, telefonu eline aldı ve ekrana baktı. Arayan Asaf'tı. Telefonun kapatma tuşuna basıp, kararan ekrana baktı. Bu aramayı hiç bir şekilde açamazdı. Açsa bile konuşamazdı. Telefon ekranını açıp, Asaf'la konuşmalarının olduğu mesajlara girdi ve tek bir kelime yazdı, "Bitti." Ardından telefonu kararlı bir hamleyle kapattı ve sim kartını çıkarttı. Kısacık bir an karta baktıktan sonra denize doğru fırlattı. 

 Biraz durdu olduğu yerde ve denize bakındı. Her şey bitmişti artık. Yavaş yavaş yürümeye başlarken, az ileride bir telefoncu gördü. Adımlarını biraz hızlandırıp, dükkandan içeri girdi ve bir hat satın aldı. Hattı telefona taktıktan sonra, arama kısmına girdi ve bir ismin üzerine tıkladı. Telefonu kulağına tuttuğunda, bir kaç saniye çaldı telefon. Ardından karşı tarafın açtığını belirten hafif bir ses duydu. Direkt konuşmaya başladı. 

 "Günaydın. Ben Defne…"