WebNovels

Reenkarnasyon mu Bu? Efsane!

Paxed
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
227
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - Bölüm 1: Bir Aptalın Ölmesi

Türkiye'de Sıcak bir yaz akşamı. güneş beton kulelerin arasından cılız bir ışık huzmesi gibi sızıyor, mahallede çay kokusu ve simitçi zilinin ezgisi birbirine karışıyordu. Nihat'ın evi sekizinci değil, dokuzuncu kattı—küçük, dar bir salon, duvarda yıpranmış bir takım posteri ve masanın üzerinde unutulmuş bir çay bardağı. Televizyondan gelen spikerin nefes kesen sesiyle oturma odası adeta sarsılıyordu. 

Televizyonda maç var, sesler yüksek: "VAR mı lan? VAR mı?!" Salonda koltukta iki kişi oturuyor: 28 yaşındaki Nihat dağınık saç, tişörtü leke içinde, elinde bira ve babası heyecanlı, 50'li yaşlar, futbol formasını giymiş halde duruyorlar. Ana kahramanımız Nihat, babasıyla birlikte maç izliyordu. İkisi de koltukta kıpır kıpır, elleri terliydi; Nihat arada sırada televizyona bakıp umutla babasına gülümsüyor, babası ise heyecandan paçasını çekiyordu.

Maçta kritik an. Takımları topu sürüyor. Nihat ve babası aynı anda ayağa fırlıyor:

İkisi birden: "GOL OLUCAAAAK!!!"

Top fillere giriyor.

İkisi birden aynı anda, zıplayarak: "GOOOOOOOOLLLLLL!!!" İkisi de deli gibi zıplıyor, birbirlerine sarılıyor, bağırıyorlar. Baba o kadar heyecanlı ki kollarını savuruyor.

Baba coşkuyla Nihat'ı omuzlarından tutup "OĞLUM BU GOL BİZİMKİ!!" diye sarsıyor… ama fazla sert. Nihat dengesini kaybediyor. Arka planda açık pencere.

Nihat sanki boku yemiş gibi bakıyor "Baba dur lan—!"

Babası hala gülerek: "Hadi oğlum zıpla!" Ve… Nihat pencereden dışarı fırlıyor. 9. kattan aşağıya....

Nihat havada uçuyor. Aşağıda İstanbul trafiği, arabalar minik.

Nihat bağırarak, iç ses ve konuşma karışık: "BABA! SENİN GELMİŞİNİ GEÇMİŞİNİ— AAAAAAAAHHHHH!!!"

Rüzgar saçlarını dağıtıyor. Yüzünde hem öfke hem "ulan ne oluyor" ifadesi.

Aşağı doğru düşerken sonra her şey karardı; bir 'thud' sesi—ama o ses çok gerçekçi değildi, bir perde kapanır gibi. Gözleri ağır ağır kapandı.

Ekran tamamen siyah. Sadece kalp atışı sesi… sonra duruyor. Nihat'ın gözleri kapanıyor....Karanlıktan yavaş yavaş ışık sızıyor. Bebek ağlama sesleri… sonra bir kadın ve erkek sesi duyuluyor. 

Nihat gözlerini yavaşça açıyor. Önünde iki kişi var:

Muhteşem güzel bir kadın uzun gümüş saçlı, yeşil gözlü, boynunda zümrüt renginde bir kolye var ve yüzünde ise saf ve sevinçli bir gülümseme var. 

Diğeri ise bir adam, hafif sakallı, ortalama saçlı, uzun boylu, kahverengi gözlü ve sırtında kocaman bir kılıç var. aynı zamanda yüzünde yumuşak bir gülümseme var, kadının arkasında kollarını kavuşturmuş bir şekilde duruyor.

Nihat ağzını açıp konuşmaya çalışıyor:

Nihat: "Ne… ne oldu lan?"

Ama çıkan ses: "Aguuuu…"

Nihat donup kalıyor. Başını çeviriyor. Ellerine bakıyor.... minnacık, tombul bebek elleri. Köşedeki dolaptaki aynaya bakıyor.

Aynada bunu görüyor: siyah saç, kahverengi gözlü, minik bir bebek.

Ama pencerenin dışı normal değildi. Uzaklardan kılıçların çarpışma sesi geliyordu; ejderhaların kanat çırpma uğultusu havayı dolduruyordu.

Nihat'ın kalbi hem korku hem tuhaf bir heyecanla çarpıyordu. İçinden, istemsizce: "Baba... sanırım artık seni annemden daha çok seviyorum…" diye düşündü; bir gülümseme belirdi gözlerinde. Sonra bir parıltı, bir kıvılcım ve Nihat'ın içinden bir çığlık koptu: REENKARNE OLDUM LAN!!!

Bebek haliyle şu anki anne babasına baktı. Kadının adı Ayame'ydi, yüzü ışıkla dolu; erkeğin adı Kazumi, gururlu bir ifade taşıyordu.

Ayame mest olmuş bir sesle: "Ne kadar tatlı! Bu benim oğlum!" derken.

Kazumi sinirli ama sevgi dolu: "Hey! O da benim oğlum! Hemen sahiplenme!" diye atıldı.

Ayame alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi: "Çok geç, kocacım. İlk ben sahiplendim."

Kazumi komik bir öfke ile: "BU BÖYLE İŞLEMEZ!!"

İkisi birden bebeğe Nihat'a dönüyor. Bebek Nihat masum, kocaman gözlerle onlara bakıyor

içinden: "ulan bunlar Japon anime karakteri mi?"

YAyame ve Kazumi birlikte fısıldadılar:

"Dünyaya hoş geldin, Uruma."

Nihat —şimdi Uruma— içinden bir kıvılcım geçti. "Bekle, ismim Uruma mı oldu? Değişik... Bekle, bunlar Japonca konuşuyor... SONUNDA DİLEKLERİM GERÇEK OLDU!" diye düşündü, minik göğsü kocaman bir sevinçle doldu. Dışarıda savaşın uğultusu devam ederken, Uruma yeni hayatına ilk, deli dolu kahkahasını attı.

GÜNLER SONRASI:

Uruma artık bu yeni dünyaya biraz alışmaya başlamıştı… ya da en azından alışmaya çalışıyordu. Hâlâ küçücük bir bebekti; kollarını düzgün kontrol edemiyor, konuşamıyor ve çoğu zaman sadece tavana bakarak düşünüyordu. Ama kafasının içi hiç de bir bebeğin kafası gibi değildi. 

Parlak sabah ışığı pencereden sızıyor. Oda artık daha net görünüyor: duvarlarda kılıç ve kalkan süslemeleri, pencereden dışarıda uçan ejderha siluetleri, uzaklarda kılıç şakırtıları. Beşik içinde minik Uruma (eski Nihat) yatıyor. Artık gözleri daha keskin, yüzünde "ulan burası gerçekmiş" ifadesi var.

Uruma: "3 gün… 3 gündür bu minik bedende yatıyorum. Ağlamak için bile enerji harcıyorum. Bu dünya benden resmen nefret ediyor... Yani… gerçekten reenkarnasyon mu oldum şimdi?" diye düşündü Uruma. Tavana bakarken küçük ellerini havaya kaldırıp salladı. "Ben bildiğin Türkiye'den geldim… ve şimdi… bir bebek oldum." 

Başını hafifçe çevirdi. Odayı incelemeye başladı.

Ahşap duvarlar, garip sembollerle süslenmiş küçük lambalar, köşede duran metal bir zırh parçası, bir kitaplık, ve bazı kitapların üstünde garip semboller var… ve pencerenin dışından gelen sesler.

ÇANG!

İki metalin çarpışma sesi.

Uruma'nın gözleri büyüdü: "Evet… evet… bu kesin normal bir dünya değil."

Dışarıdan yine sesler geliyordu. İnsanlar bağırıyor, kılıçlar çarpışıyor, bazen de uzaktan gelen devasa bir yaratığın kükremesi duyuluyordu.

"Ejderha mı o…? Lan harbiden ejderha mı o?!"

Uruma içinden heyecanla bağırıyordu ama dışarı çıkan tek şey yine:

"Agu…"

Bir süre sonra kapı açıldı.

İçeri Ayame girdi. Uruma'nın annesi. Uzun gümüş saçları omuzlarına dökülüyordu ve yüzünde her zamanki o parlak gülümseme vardı.

"Uruma~ uyanmış mı benim küçük kahramanım?" dedi yumuşak bir sesle.

Uruma içinden "Kahraman mı? Daha bezimi kendim değiştiremiyorum…" diye düşündü.

Ayame onu kucağına aldı ve hafifçe sallamaya başladı. Sevecan ve anne şefkati ile:

"Oğlum benim, Urucuğum~ Bugün de en tatlı bebek sensin! Annen seni ejderhalardan bile korur!"

Tam o sırada kapı bir kez daha açıldı.

Kazumi içeri girdi. Üzerinde yarı zırh vardı ve omzunda bir kılıç taşıyordu, hafif terliydi. Sanki biraz önce bir savaştan dönmüş gibiydi.

Uruma'nın gözleri parladı.

"OOOHOHO! Babam savaşçı mı?!"

Kazumi bebeğe bakıp hafifçe gülümsedi.

"Yine uyanık mı bu küçük velet?" dedi.

Ayame hemen tersledi.

"Velet deme! O bizim oğlumuz!"

Kazumi omuz silkti.

"Eee doğru ama… bakışlarına bak. Daha şimdiden bir şeyler planlıyormuş gibi."

Uruma içinden gururla düşündü: "Tabii planlıyorum. Bu dünyada büyü var. Kılıçlar var. Ejderhalar var."

Küçük gözleri pencereden gelen ışıkta parladı.

"Ve ben… bu dünyanın en güçlü adamı olacağım."

Bir an durdu.

Sonra aklına Türkiye'deki son anı geldi.

Babası.

Cam.

Gol.

Uruma'nın iç sesi bir an sessizleşti.

"…ama önce… yürümeyi öğrenmem lazım. Baba, eğer beni duyuyorsan.... SENİN GELMİŞİNİ GEÇMİŞİNİ Sİ--"

Ama dışarı çıkan ses "Agu...."

O anda Ayame onu havaya kaldırdı.

"Bak Kazumi! Bana gülümsedi!"

Kazumi kaşını kaldırdı.

Uruma içinden bağırdı:

"LAN BEN GÜLMEDİM—"

Ama dışarı çıkan ses yine aynıydı.

"Agu."

Kazumi Ayame'ye baktı "Eee? artık oğlumu tutabilirmiyim?"

Ayame hemen "Hayır!" diye söylendi.

Kazumi'nin gözleri seğirdi "NEDEN?!"

Ayame: "Çünkü ilk ben emzirdim. Sen sadece 'hoş geldin' dedin. Geç kaldın kocacım~"

Kazumi: "BU BÖYLE İŞLEMEZ!! Ben de ona savaş eğitimi vereceğim! Bebekken bile güçlü olacak!"

Uruma içinden ''BEN DAHA ÇOCUĞUM LAN! BU NASIL BİR MANTIK?!'' diye bağırır içinden. 

Ayame Uruma'nın karnının guruladığını duyar.

Ayame: "Oh! Benim küçük urumacağım acıktı mı?! Anneciği'nin göğüsünü emmek istermisin?"

Uruma'nın gözleri ışıldar "Bunu nasıl reddedebilirimki?!" dışarıdan uruma sadece "Agu" diye ses çıkartır. 

Kuzmi köşeden bağırır "hey, evlat! o benim karım! sakın bunu düşünme!"

Ayame kazumi'ye bakar "HEY! Sen neden oğlumuzu kıskanıyon be adam?!"

Uruma içinden, sinirli bir şekilde "Siz ikiniz evli misiniz yoksa rakip misiniz? Ben burada reenkarnasyon krizi yaşıyorum, siz kavgaya devam ediyorsunuz!"

Uruma minik ellerini kaldırıp "Agu… agu…" derken birden önünde yarı saydam mavi bir ekran beliriyor

(klasik isekai sistemi). Status Ekranı (büyük, parlak harfler):

İsim: Uruma

Yaş: 3

gün Seviye: 1 

Sınıf: ???? (Kilitli)

Özel Yetenek: "Türkçe İç Ses" Lv. MAX

Ekstra: Reenkarnasyon Bonus – Eski Hafıza %87 Korundu

Uruma gözleri faltaşı gibi açılıyor.

Uruma içinden deli gibi olur "LAN OLMUŞ! Sistem açıldı! Hem de 3 günlük bebekken! Level 1 miyiz biz?! Ve sınıfım neden soru işareti?! Baba… senin yüzünden 9. kattan uçtum, şimdi de bebekken 'Türkçe İç Ses' yeteneğim mi var? Bu sistem benimle dalga geçiyor resmen!" 

O sırada ekran sanki Uruma ile dalga geçiyormuş gibi yanıp söner, uruma iç çeker ''Lanet olsun böyle işe....''

Ayame ve Kazumi status ekranını göremiyor sadece Uruma görüyor.

Ayame: "Bak ne kadar akıllı bakıyor! Gözleri parlıyor!"

Kazumi: "Oğlum benim! İlk kılıcını 5 yaşında vereceğim!"

Uruma içinden "5 yaş mı? Ben 28 yaşında NEET'tim, şimdi bebekken kılıç eğitimi mi? Hayırdır? Ayrıca… dışarıdaki o ejderha sesleri… bu dünya baya tehlikeli galiba. Gol sevinciyle camdan atılmak yetmedi, şimdi de ejderha mı?"

Pencereden dışarı bakıyor Uruma. Uzaklarda köy yanıyor gibi dumanlar, kılıç sesleri artıyor.

Birden status ekranı titriyor ve yeni satır beliriyor: [Uyarı: Bu dünya "Yıkım Çağı"nda. 15 yıl içinde büyük savaş başlayacak.]

Uruma dramatikliği bir kenara bırakıyor: "…15 yıl mı? Baba… senin o heyecanın yüzünden buraya düştüm.." Uruma minik ellerini yumruk yapar "Böyle birşey olmasına izin vermeyeceğim, o gün gelene kadar güçlenicem..."

Uruma minik yumruğunu sıkıyor ama dışarıdan sadece "Agu!" diye görünüyor.

Ayame ve Kazumi aynı anda bebeğe dönüyor:

İkisi birden: "ŞİMDİDEN ELİNİ YUMRUK YAPIYOR!"

Uruma İçinden gülerek: "Eveeet ama önce altımı değiştirmeyi öğreneyim...."

Status ekranı kapanırken yeni mesaj: [Gizli Görev Aktif: "Bebekken İlk Öldürme"]

Uruma şaşkınlıkla ekrana bakarak "İLK ÖLDÜRME Mİ?! BEN HÂLÂ SÜT İÇİYORUM LAN!!!" diye bağırır içinden.