WebNovels

Chapter 1 - BÖLÜM 1: SINIRDAKİ SİRENLER VE İLK OTORİTE

Can, kırk iki yaşında, metal yığınına dönmüş bir aracın içinden çıkarılıp sirenler eşliğinde hastaneye yetiştirildiğinde; yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide ilk büyük sarsıntısını yaşadı. Ambulansın içinde kalbi bir kez durmuş, ancak sağlık ekibinin inatçı çabalarıyla hayata tutunmuştu. Bedeninde elektroşokların etkisi yankılanırken, zihnindeki imparatorluğun surlarında kırmızı alarmlar yükselmeye başladı.

Bu sırada, zihnin yüksek idari merkezinde Savcı Barış, yardımcısı Erdem'e dönerek derin bir iç çekti: — "Anlaşılan o büyük gün geldi Erdem," dedi sesi titreyerek. "Bitmesi imkansıza yakın bir dava olacak bu."

Barış, arkasındaki devasa cama yöneldi. Dışarıda, Can'ın zihninin parsellenmiş coğrafyası uzanıyordu; kalın sınır duvarları, gökyüzüne uzanan betonarme binalar ve demir parmaklıklarla çevrelenmiş bir zihin haritası... Çoğu kütüphane olan bu binaların kapıları ağır mühürlerle kilitliydi. Bazı binaların cephesinde soğuk birer metal plaka üzerine işlenmiş "1. Koruma Aşaması" ibaresi göze çarparken, daha heybetli olan bazılarında "4. Koruma Aşaması" vurgusu yapılmıştı.

Barış sessizce bu faşist mimariyi izlerken kapı tok bir sesle çalındı. Erdem kapıyı açtığında karşısında, kaskatı duran bir SS askeri ve onun hemen arkasında 1. Koruma Aşama Komutanı Kaptan Jack Sparrow'u gördü. Sparrow, alıştığımız o salaş tavrının aksine, bu otoriter sistemin bir parçası olmanın verdiği tuhaf bir ağırlıkla duruyordu.

— "Savcı Bey, izninizle burada olmamın asıl nedenini belirtmem gerekiyor..." diye söze başladı Kaptan.

Ancak Barış, elini kaldırarak Kaptan'ın sözünü kesti: — "Mahkeme için geldin, biliyorum Kaptan. Boşuna açıklama yapma." Ardından yardımcısına döndü: "Erdem, hazırlan!"

Savcı, Kaptan'ın yanından hızla geçip odadan çıktı. SS askerleri durumu tam kavrayamadan şaşkınlıkla Kaptan'a bakarken, Erdem de kapıdan çıkmak için hamle yaptı: — "Kaptan, müsaadenizle..." dedi ve kapıyı arkasından sertçe çekerek Savcı'nın peşine düştü.

Kaptan Sparrow, savcının ardından mahkemeye gitmek yerine en yakın kütüphaneye yöneldi. Adımları mermer koridorda yankılanırken kendi kendine mırıldandı: — "Benim kontrolümde tek bir kütüphane yok ki... Hangisinden başlayacağım?"

Cebinden çıkardığı rom şişesinden büyük bir yudum alıp zihnini berraklaştırmaya çalıştı. Ardından elini havaya kaldırdı ve sağ tarafa doğru kararlı bir kaydırma hareketiyle Zyna'yı aktif hale getirdi. Havada asılı kalan dijital arayüze sordu: — "Birinci kitap hangi kütüphanede?"

Zyna'nın metalik sesi boşlukta yankılandı:

"Hedef: 1. Koruma Aşaması Kütüphanesi. Mevki: İki sokak arkanda. Demirbaş No: 97638. Raf: 843, en üst bölme. UYARI: Tekil onay yetkisiyle bu kütüphanede araştırma yapılamaz. Erişim reddedildi."

Ekran bir anda karardı. Sparrow'un yüzü asıldı. Yanındaki SS askerine dönerek emretti: — "2. Koruma Aşaması Komutanı nerede? Ya da ona denk yetkide biri var mı yakında?"

Asker, topuklarını birbirine vurarak selam verdi: — "2. Koruma Aşaması Komutanı'na bilgi geçiyorum efendim!"

Bu sırada Savcı Barış, mahkemenin görüleceği o devasa binaya ulaşmıştı. Bina, klasik Nazi Almanyası mimarisinin tüyler ürpertici bir şaheseriydi. Girişinde, Can'ın otoriteye olan tutkusunu simgeleyen kocaman bir Svastika ve hemen yanında karanlığın gücünü temsil eden devasa bir Darkus amblemi yükseliyordu.

Mahkeme binasının devasa sütunları altında Erdem, hayranlığını gizleyemeyerek fısıldadı: — "Ne büyük bir şaheser..."

Savcı Barış, yardımcısının bu hayranlığına cevap verme gereği duymadı. Yüzündeki gergin ifadeyle doğrudan mermer merdivenlere yöneldi. Erdem, savcının arkasından bakarken kendi kendine mırıldandı: "Bu durumun bu kadar gergin olması hiç normal değil, bir şeyler ters gidiyor."

Aynı dakikalarda, kütüphanenin demir kapıları önünde bekleyen SS askeri Kaptan Sparrow'a dönerek tekmil verdi: — "Kaptan! 2. Aşama Koruma Komutanı'nın kütüphaneye ulaşmak üzere olduğu bildirildi."

Sparrow, elindeki rom şişesinden derin bir yudum daha alıp şişenin kapağını sertçe kapattı. Gözlerini yola dikerek talimatını verdi: — "O halde hazır olun asker. Tek bir aksilik bile istemiyorum."

Tam o sırada siyah, zırhlı bir araç kütüphanenin önünde toz kaldırarak durdu. Kapı açıldı ve içinden yüzündeki o sarsılmaz dijital maskesiyle Masquerade indi. Kaptan Sparrow, resmi bir selam vererek elindeki izin belgelerini ona doğru uzattı. Belgeler, kütüphanenin neden açılması gerektiğini ve yasal dayanaklarını en ince ayrıntısına kadar açıklıyordu.

Masquerade, belgelere bakma tenezzülünde bile bulunmadı. Metalik ve buz gibi bir sesle Kaptan'ın sözünü kesti: — "Ne önemi var bunların Kaptan? Baksana... Bu evren temellerinden sarsılıyor, resmen yıkılıyoruz!"

Masquerade, elini duvardaki biyometrik tarama alanına yerleştirdi. Birkaç saniyelik bir onay sesinin ardından ağır çelik kapılar büyük bir gürültüyle açıldı. SS askerleri emir beklemeden içeri süzülüp raflara yöneldiler. Dakikalar sonra bir asker, kucağındaki ağır ciltlerle dışarı çıktı: — "Kaptan, gerekli olan ilk yirmi kitap alındı. Emirleriniz nedir efendim?"

Sparrow, kararlı bir sesle cevap verdi: — "Derhal mahkemeye götürün!"

Masquerade, aracına yönelmeden önce Kaptan'a dönüp maskesinin ardındaki o belirsiz ifadeyle sordu: — "Başka bir şey var mı?"

— "Hayır," dedi Kaptan Sparrow.

Masquerade zırhlı aracına bindi. Camını tam kapatmadan hemen önce Kaptan'ın gözlerinin içine bakarak son uyarısını yaptı: — "Büyük savaşlar kapıda Kaptan. Hazırlansan iyi olur."

Bu sırada mahkeme salonunun önünde bir hareketlilik yaşandı. SS askerleri, kütüphaneden getirdikleri o ilk yirmi kitabı sunmak üzere duruşma odasının ağır kapısını çaldılar. İçeri girip topuk selamı vererek kitapları Yargıç'ın masasına bıraktılar: — "İlk yirmi kitap teslim edildi efendim!"

Savcı Barış, kitaplara bakarken Yargıç'a döndü: — "Sayın Yargıç, izin verirseniz bu belgeleri vakit kaybetmeden Zyna'ya yüklemek istiyorum."

Yargıç, omuzlarının üzerinden ağır ağır Barış'a doğru döndü. Hafifçe eğilerek, otoriter bir sükunetle onay verdi: — "İzin verildi. Başlayın."

Zyna, kütüphaneden getirilen ciltleri yüksek bir cızırtıyla veri tabanına yüklemeye devam ederken, duruşma salonunun devasa bronz kapıları ağır bir darbeyle sarsıldı. Yargıç Anubis, asasını yere vurarak içeri girmesi için onay verdi. Kapılar açıldığında, koridorun soğuk ışığı eşliğinde içeriye Masquerade girdi. Maskesindeki dijital göstergeler, ortamın gerilimiyle doğru orantılı olarak hızla yanıp sönüyordu.

Yargıç, komutanın içeri girişini sessizce izledikten sonra bakışlarını savcıya çevirdi: — "Nereden başlayacaksınız Barış Bey?"

Savcı Barış, zihnindeki o devasa kütüphanenin dijital yansıması olan Zyna ekranına kısa bir bakış attı ve boğazını temizledi. Sesi, salonun yüksek tavanında yankılanıyordu: — "Sayın Yargıç; kilitli olmayan ilk beş kitap zaten sanığın çocukluğunu, gençliğini ve askerlik yıllarını kapsıyor. Bu kayıtlar genel erişime açık ve herkes bu dönemleri yeterince biliyor," dedi. Ardından yardımcısı Erdem'e, "Hazırlan" dercesine ufak bir bakış fırlatarak devam etti: "Ben, bu imparatorluğun zihnine o ilk 'faşist' tuğlanın konulduğu aşamadan, yani sanığın yirmi yaşından başlamayı teklif ediyorum."

Erdem, aldığı komutla sakince önündeki bilgisayara eğildi. Parmakları tuşların üzerinde hızla gezinirken, sesi mahkeme salonunda bir hüküm gibi yankılandı: — "Kitap İsmi: Aynur."

Kısa bir sessizlikten sonra Erdem, verinin altındaki o kırmızı uyarıyı okudu: — "Kilitlenme Nedeni: Acı Hatıralar."

Erdem sözü savcıya bırakırken, salonun ortasındaki hologram yavaş yavaş titremeye başladı. Masquerade, kollarını göğsünde kavuşturmuş, o ilk tuğlanın nasıl koyulduğunu izlemek üzere yerini almıştı. Barış, önündeki dosyayı açarken sesi bu kez daha titrek ama bir o kadar da ciddiydi. Artık Can'ın zihnindeki o parsellenmiş dünyanın en tehlikeli sınırına gelinmişti.

More Chapters