Yine her zamanki gibi aynı tavan, aynı renkler ve aynı oda. Mor saçlı çocuk uykusundan uyanmış ve yataktan kalkmıştı.
Ahşap merdivenlere basarak yavaş adımlarla aşağı kata indiğinde ilk karşılaştığı şey kapkara saçlara sahip, onun yaşlarında bir oğlan çocuğu olmuştu.
Bu kişi, onun ilk ve tek dostu Shun'du.
Sabahın erken saatlerinde pencere kenarında duran bir sandalyeye oturmuş şekilde elindeki kitabı inceliyordu.
Izumi, ses çıkarmadan yanına yaklaştı ve beraber kitaba bir süre baktılar.
"Günaydın, Izumi." Siyah saçlı oğlan, okuduğu sayfayı bitirdikten hemen sonra kitabı kapatıp Izumi'yi selamladı.
"Günaydın. Bu nedir? Önceki okuduğun kitaba benzemiyor." Kitabın kapağı koyu kırmızı renkli ve yumuşak dokuluydu. Çok kalın olmasa ortalama bir kitaptan kalındı.
"Bu incil. Bir kutsal kitap. Tanrı'nın bize söylemek istediği veya emrettiği konuları buradan öğreniyoruz."
Izumi yanıt vermedi. Şaşırmamıştı. Shun'u çok kez Tanrı'ya dua ederken görmüştü. Böyle durumlarda kendisini dua etmek ile sorumlu hissetmesi gerektiğini hissetse de hiçbir şekilde sorumlu hissetmiyordu.
Shun, Izumi cevap vermeyince anlatmaya devam etti. "Önceki okuduğum kitap bozerlik ile alâkalıydı. Ekipmanlar, canlılar, yiyecekler, haritalar gibi bilmem gereken birçok konuda bana yardımcı oluyor. Bence sen de okumalısın. Okumayı yeni öğrenmişken senin için pratik olur."
Izumi, Shun'u tüm dikkati ile dinlerken mutfaktan yumuşak bir ses onlara seslendi.
"Kahvaltı hazır."
Shun'un ablası Shiki yemeklerde çok başarılıydı. Izumi çok fazla yemek yememiş olsa da dışarıda yediklerine kıyasla Shiki'nin yaptıkları çok daha lezzetli oluyordu.
"Geldik!" İkisi de neşeli bir ton ile yanıt verdikten sonra mutfağa ilerlediler. Shun elindeki kitabı kalkmadan önce sehpanın üzerine bıraktı.
Yeniden her zamanki gibi kahvaltıyı beraber ederlerken Shiki bir konu açma kararı aldı.
"Antrenmanlar nasıl gidiyor? Güçlenebiliyor musunuz bakalım?" Kızıl gözleri ile yan yana oturmuş iki arkadaşı yoklarken Shiki sorular yöneltti.
Shun hemen yanıtlamaya ve durmadan konuşmaya başladı. Enma hakkında konuşmayı çok seviyordu. Enma'ya hayrandı ve Enma için her şeyi yapardı. Şuan yiyebildikleri yemekten şuan yaşayabiliyor olmasını bile Enma'ya borçluydu.
Shun daha küçükken günahkâr, sarı seviye bir bozer kontrolden çıkmış ve insanları bir bir öldürmeye başlamıştı. Bu esnada Shun'u ve kalan herkesi kurtaran kişi ise Enma olmuştu.
Yakın zamanda ailesini kaybetmiş olan Shun ve Shiki, evin masraflarını nasıl karşılayacaklarını düşünüyorlardı. Muhtemelen bozer olmaktan vazgeçip bir işte çalışmaları gerekecekti.
Bu da hayallerini bir kenara itmek olurdu. Sadece kendi hayalleri değil, göçüp gitmiş babaları Kaisen'in hayallerini de yok etmiş olacaklardı.
Enma, bu durumu öğrenince görevlerden kazandığı paranın bir miktarını ikiz kardeşlere bağışlayarak çocukların hayallerini terketmelerini engellemişti.
Yani Shun, Enma'ya tüm hayatı boyunca ödeyemeyeceği kadar borçluydu.
Shiki'nin gözü, yoklamak için Izumi'ye kaydığında tuhaf bir şey sezdi.
"Izumi, bir sorun mu var?"
Shun, Enma hakkında durmadan konuşurken Izumi sadece sessiz kalmıştı. Dişlerini sıkmış ve kafasını eğmişti.
"Hayır, iyiyim." Yeniden gülümseyerek iyi olduğunu doğruladı. Tabiki bu bir yalandı. Masada yemek yiyen herkes bunu çok iyi biliyordu. Ancak Izumi bunu saklamak istemişti. Bu yüzden Shiki, daha fazla Izumi'nin üzerine gitmek yerine "peki" diyerek konuyu kapattı.
...
Yaklaşık bir saat sonra Izumi, salonda Shun'un bahsettiği "bozerlik" ile alakalı kitabı inceliyordu. Okuma hızı yavaştı ancak hatasız okuyabiliyordu.
O esnada önündeki kitap çekilerek alındı.
"Eh?"
Izumi kafasını kaldırıp önündeki kitabı nedensizce çekip alan Shun'a baktı. Shun'un yüzünde bir sırıtış vardı. Aklından ne geçiyordu?
"Izumi, hadi gel merkeze inelim."
Izumi şaşkın şekilde başını yana eğdi.
"Merkez mi? En son ne zaman inmiştik ki."
Shun, Izumi'nin kolunu çekerek onu ayağa kaldırdı. "Kimin umrunda! Zaten yapacak bir şeyimiz de yok. Ve kiliseye de uğramak istiyorum."
Izumi hafif bir iç çekiş sonrası onaylayarak üst kataçıktı ve hazırlandı.
"Kendinizde dikkat edin!"
Evden çıkarken duydukları ses Shiki'nin onları ağırlama sesi oldu. Izumi arkasını dönüp ona el salladı ve Shun ilerlemeye devam etti.
Merkez çok da uzakta değildi. Yürüyerek yarım saat falan sürüyordu. İçerisinde güzel ve ucuz ürünler bulunuyordu. Aynı zamanda eğlence kaynakları da vardı.
Gittikleri ve adına "merkez" dedikleri yer aynı zamanda Izumi'nin ilk uyandığı yerdi. Orada uyandıktan sonra neredeyse her şeyi unutmuştu. Sebebini hala bilmiyordu ve bilebileceğini de düşünmüyordu. Ama merak ediyordu.
Anılarını kaybetmeden önce nasıl bir çocuktu? Nazik mi, kaba mı? Cömert mi, cimri mi? Bilmek istiyordu.
Yeterince yürüdükleri zaman etraftaki insan sayısı büyük oranda artmıştı. Panayır alanı gibi bir yere gelmişlerdi. Her tarafta farklı konsept veya ürünler bulunan tezgahlar vardı.
İnsanların bir kısmı çocuklarını eğlendirirken bazıları ellerinde sepetler ile sürekli yiyecek satın alıyorlardı.
Kalabalık sayılabilecek yolda yürümeye devam ederlerken Izumi içinden kendi kendine düşündü.
"Bu insanlar gerçekten kendilerine insan diyebiliyorlar mı? Onların hayatlarını düşündükçe korkunç hissediyorum."
Tezgahlardaki domateslerin kalitesini dokunarak ölçmeye çalışan birkaç adet yaşlı kadını izledi ve düşünmeye devam etti.
"Doğ, oku, çalış, evlen, doğur ve öl. İnsanların neredeyse tamamı dünyaya bunun için mi geldiler? Eğer öyleyse insanların pek de özel bir yanı yok."
Shun, etrafa ilgili şekilde bakınırken Izumi düşüncelere dalarak tek bir yere uzun süre bakakalmıştı.
"Her birimiz aynı hayatı yaşıyoruz. Soylu olmadığımız sürece her birimiz. Bunu düşündükçe yaşamdan nefret ediyorum. Acaba bunun sebebi Tanrı'nın hepimizi aynı koşullarda imtihan etmesi mi? Bu durumda Tanrı adaletli mi oluyor? Saçmalık. Bizlerden çok daha dolu ve eğlenceli bir imtihan ile sınanan soylular ile aynı cennete girecek olma fikri beni iğrendiriyor."
Shun, tezgahlardan birinde portakal seçmeye başlamıştı. Izumi'ye "sen de istiyor musun" diye sorunca Izumi başını sallayarak onaylamıştı ama sorulan soruyu duymamıştı bile. Şuanda her zamanki gibi bir sorgulama içerisindeydi. Nedenini bilmiyordu ancak bu sorgulama işi onun çok hoşuna gidiyordu. Aklına bir şey takıldığı zaman kendi düşüncelerine dalıp o konu hakkında cevap arıyordu. Onu en çok düşündüren şeylerden biri de neden bunları sadece onun düşündüğü olmuştu.
Diğer insanlar sanki zaten cevabını biliyor veya kendilerinden çok eminmiş gibi hayatlarını yaşıyorlardı. Izumi buna çok tuhaf bakıyordu. Soru sormayı çok anlamlı görüyordu.
"Bazen düşünüyorum da, günahkar bozerler neden Tanrı'ya ve imparatorluğa ihanet ederek yalnız kalmayı seçtiler. Acaba onlar da benim gibi sorguluyorlar mıydı. Acaba onlar da sürekli yanıt arıyorlar mıydı? Acaba onlar aradıklara yanıta ulaştıkları için mi günahkar olmu- Ah!"
Düşüncelerinin en karanlık kısımlarındayken yanağına gelen bir portakal darbesi ile gözlerini kırptı ve bir anlığına yeni uyanmış gibi hissetti.
Shun, Izumi için aldığı portakalı ona gülümseyerek uzatmıştı. Izumi de portakalı aldı ve elleri ile soyarken yürümeye devam etti.
Shun ile bu panayır alanında iyi vakit geçirmişlerdi. Ödüllü birkaç oyun oynadılar fakat hepsini kaybettiler. Izumi, bunun bir palavra ve para tuzağı olduğunu düşündü fakat Shun çok sevdiği için para harcamasına karışmadı.
En sonunda kiliseye ulaşmışlardı. Atmosfer aniden değişti. Shun, tüm gün boyunca gülümserken aniden çok ciddi bir ifade takındı ve içeriye girdi. Kilise tamamen boştu. Tam karşıda büyük bir haç duruyordu. Ortasında sıralar halinde insanlar otursun diye tahta koltuklar vardı. Camlarda ve duvarlarda ise gerçekten etkileyici dekorlar ve desenler bulunuyordu.
"Ah, bu da ne?" Izumi; yerde ,ayağının ucunda, duran bir cisim gördü ve hemen eğilip onu eline aldı. Bu bir haçtı.
Elindeki ağır metal cismi incelerken Shun onu Izumi'nin elinden aldı. "Ters tutuyorsun."
Izumi, ters tuttuğunu farketmemişti. Yanıt vermek yerine sadece haça bakmaya devam etti.
Shun, haçı tam tersi şekilde döndürerek doğru olması gereken haline getirmişti.
Ardından arkasını dönüp karşıdaki asılı olan haça doğru ilerledi ve koltuklardan birine oturdu.
Ellerini birleştirdi ve gözlerini kapatıp sessizce bir şeyler fısıldamaya başladı. Izumi hemen onun dua ediyor oluşunu anladı ve sessizliğini korudu. Ancak içindeki sessizliği koruyamadı ve yeniden düşünmeye başladı.
"İnsanoğlu, kendisinden daha üstün bir varlığı neden bu kadar kolay kabul ediyor. Sadece kabul etmek de değil, sanki bundan oldukça memnunlar. Yani bu surata bakınca anladığım şey tamamen bunlar oluyor."
Shun'un kapalı gözlerinden akan göz yaşlarına bakarak Izumi kendi kendine düşünmeye devam etti.
"İnsan gibi değersiz bir varlık gerçekten de imtihan için yüz yıl kadar uzun bir süreyi hakediyor mu? Veya Tanrı'nın, insanları imtihan etmek için Dünya'yı seçmiş olmasının nedeni ne? Dünya kadar zalim ve iğrenç bir yerde neden sınama oluyoruz! Tanrı bize bunu mu uygun gördü gerçekten?"
Shun hala dua ediyordu. Tanrı'ya olan aşkı onu ağlatacak kadar şiddetliydi. Hatta bundan da öte, Shun resmen ağlarken titriyordu. Shun'a kıyasla Izumi, dua etse bile hiçbir şey hissedemiyordu. Lanetlenmiş miydi? Ama neden!?
"İmparatorluğa sağdık kalmanın, Tanrı'ya sağdık kalmak kadar önemli olduğu anlatılıyormuş. Ben o gün iblis ormanında saldırıya uğradığım zaman Meruk beni kurtarmadı. İblis beni parçalayıp diri diri yeseydi hem Meruk, hem de kaderimi yazan ve bilen Tanrı beni ölüme terketmiş olacaktı. Fakat Meruk; imparatorluğa ve Tanrı'ya sağdık kaldığı için cennete gidecek, ben ise bunları sorguladığım için cehennemde yanacağım öyle mi? Eğer öyleyse... Eğer gerçekten de öyleyse; o zaman o Tanrı, şeytandan daha şeytandır."
Shun, son dualarını ediyor gibiydi. Sakinleşmişti, artık ağlamıyordu. Gözlerini yavaş yavaş açtı ve orada öylece duran Izumi'ye bakıp gülümsedi. Izumi de ona bakarak gülümsedi ve içinden son kez düşündü.
"Bazen böyle şeyler düşünüyor olmam tuhaf mı? Veya böyle düşünmenin normal olduğunu düşünmem tuhaf mı? Bilmiyorum."
Shun, yavaşça kiliseden dışarıya çıkarken Izumi de onunla beraberdi. On dakikadan fazla süredir içerideydiler. Izumi ve Shun biraz daha merkezde zaman öldürdükten sonra eve doğru yol aldılar.
Yolda sürekli yaygara yaptılar bu yüzden çok zaman kaybettiler. Eve ulaştıklarında hava kararmış, Shiki uyumuştu. Izumi, odasına girdi ve yatağına dik dik baktı. Uyumak istemiyordu. Eğer ki uyursa yarın eğitim için Meruk ile görüşmeye gidecekti. Son olanlardan sonra can güvenliğinin olmamasından ötürü hevesi büyük oranda azalmıştı. Tehlikeli bir anda Meruk onu ölüme terk eder miydi? Izumi buna inanmak istemiyordu.
"Of."
Yavaşça yatağın içinde doğru sokuldu ve gözlerini kapattı. Yarın sabah Shun burada olmayacaktı. Enma ile uzak bir yere eğitim için gideceklerini söylemişti. Dolayısıyla Izumi upuzun yolu yalnız başına aşacaktı.
Daha dazla düşünmek istemedi ve hafızasını boşaltıp uykuya daldı.
...
*************************************************
