WebNovels

Chapter 2 - Başlangıç

Tharion, gecenin karanlığında pusuya yatmış bir canavar kadar sessizdi. Göğe yükselen kulelerin tepesindeki bayraklar, taş avlulara gölgelerini düşüren hayaletler gibi dalgalanıyordu. Mor kumaşın yüzeyinde, Drakhan hükümdarlığını sembolize eden devasa yıldız parlıyor; güneşin harelerini kendine tutsak ediyordu.

Soğuk duvarlara, kanlı tarihin mirası sinmişti. Ardında yaşayanlarsa, asırlarca ertelenmiş bir vaadin izini sürüyordu.

O vaat, yüce hanımla müjdelenecek; kralın kızıl ateşiyle mühürlenecekti.

Tharion'un merkezinde, büyük garnizonun kuzeyinde kalan ormanda kutsal alevler yükseliyordu. Ateşin çevresine dizilen yaverler, koyu renk cübbeleriyle gecenin kalbinden sökülmüş gibiydiler. Arkadan ağır ağır çalınan davulun ritmi, ayinin başladığını ilan ediyordu.

Onlara önderlik eden büyücü, kehanete gebe olan bu gecede doğanın sesine kulak vermişti. Alevlerin rengi sabit değildi; kızıldan mora çalan hareler, ormanın karanlığı ile iç içe geçiyor, havaya metalik bir koku karışıyordu.

Nefesler aynı anda alınıyor, aynı anda bırakılıyordu. Ayrı bedenler, aynı ritimle birleşiyor; tek bir vücut, tek bir irade olana dek arınıyorlardı.

Ve Tharion, bu kadim uyumun ortasında, yeniden hatırlamaya hazırlanıyordu.

─ •𖤓• ─

Dağın içine oyulmuş gibi görünen garnizon, yüksek duvarları arasında alışıldık bir hareketlilik barındırıyordu. Çarpışan kılıçların metalik sesleri, askerlerin boğuk çığlığı...

Genci yaşlısı, kadını erkeği ayırt etmeksizin yüzü aşkın Drakhan bu alanda eğitim görüyordu. Kimisi sadece gücünü sınıyordu. Her biri, büyük bir sürünün yırtıcı üyeleri gibiydi. Onlara önderlik eden adamsa, garnizonun en tepesindeki balkondan çaylakları gözetliyordu. 

Adam, soydaşları gibi uzun boylu, iri yapılı, doğuştan savaşçı bir görünümdeydi. Esmer teni ve koyu saçlarıyla, olduğundan daha vahşi bir izlenim veriyordu.

"Lordum..." Genç adam, ona yaklaşan zayıf figürü farketti. Kollarını korkuluklardan çekip, dikeldi. Oldukça çelimsiz görünen çocuk, ona bir parşömen uzattı. "Bu size."

"Kimden?" Parşömenin mührünü kırıp, ruloyu açtı. "Baş büyücü, Elyxian." dedi çocuk. Genç Drakhan, bir anlığına duraksadı. Omuzları farkedilir biçimde gerildi. Elyxian, çok uzun zamandır inzivadaydı. O sessizliği bozan mektuplarıysa, genelde hayra alamet olmazdı.

Genç adam gözlerini satırda gezdirirken haklı çıktı. 

Bu sırada, başka bir ayak sesi tahta döşemeleri gıcırdatarak ona yaklaşıyordu. Kadın, liderin ruh halini farketmişti. Yanından geçip gitmekten son anda vazgeçti. Elinde, büyücülerin kırık mührünü taşıyan mektubu farketti. 

"O nedir?"

Adam, sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. "Bir mesaj." diye kestirdi. Kadın gözlerini devirip ona biraz daha yaklaştı. "Onu anladık zaten." Kısa bir sessizlikten sonra, genç adam içindeki huzursuzluğu gizlemeden konuştu. "Yakında tekrar tanrıların topraklarına girmemiz gerekebilir."

"Yine mi?" Kadının kaşları çatıldı. "Yeterince asker kaybettik." dedi sertçe. "Saçmalık." Adam, başını eğdiği yerden kaldırdı. Kadına hoşnutsuz bir bakış attı. "Derdimiz kendi kıçımızı kurtarmak değil, Belis." Sesi katı bir ciddiyete büründü. "O kolay."

Bir sonraki an, yüzü gerilmiş kadının omzunu sıyırarak yanından geçti. Garnizondan ayrılmak üzere yola koyuldu.

Kaimera hanımıyla görüşmesi gerekiyordu. Ona danışmadan hiçbir şey yapmazdı. Sorup soruşturduktan sonra, kadının akademide olduğunu öğrendi. Vakit kaybetmeden, bahçesi rengarenk çiçeklerle çevrili zarif yapıya varmıştı. Genç öğrenciler sırasıyla dışarı çıkıyordu. Eğitime ara vermiş olmalılardı. 

Adımlarını hızlandırdı. Geniş kemerin ardındaki avlu, altın damarlı beyaz mermerlerle döşeliydi. Kaimera hanımı, geride kalan birkaç öğrencisini uğurluyordu. Çocuklar gülüşerek Drakhan'ın yanından geçip gittiğinde, kadın onu fark etti. Kibar bir tebessümle doğruldu. 

"Rae'miria." Drakhan, saygıyla başını eğdi. "Müsaden var mı?"

"Elbette, Tazriel." Anaç bir buyrukla elini uzattı. "Gel."

Kadın, her zamanki gibi zarifti. Üzerinde buz mavisi elbise, beyaz teninin ışıltısına uyum sağlıyordu. Dizlerine kadar uzanan sarı saçları, güneşten dökülen yumuşak bir ırmak gibi süzülüyordu.

Genç adam tam karşısına geçti. Hemen açıklamak yerine, elindeki mektubu uzattı. "Elyxian'dan bir mesaj." dedi kısaca. "Kehanetin, bu zamanı işaret ettiğini söylüyor." Şifacının dudaklarındaki nahif tebessüm soğudu. Tomarı açarken, Tazriel tereddütle ekledi. "Bize... nereye gideceğimizi bildirmiş."

"Hm." Kaimera'nın, kar tanelerine benzeyen mavi gözleri, usulca satırlarda gezindi. "Bir fırtına yaklaşıyor demek."

"Bunu daha önce de gördük."

Rae'miria, Tazriel'in sitemini farketti. Bakışlarını ağır ağır kaldırdı. "Büyücülere güvenmiyorsun." derken, manidar bir gülümseme takındı. Tazriel de bunu inkar etmedi. "Neden güveneyim?" Bastırılmış bir kin vardı sesinde. "Tarih boyunca başımıza dert açmaktan başka bir işe yaramadılar."

Rae'miria, anlayışla gülümsedi. "Hepsi değil." Parşömeni tekrar tomar haline getirdi. "Elyxian gibiler, bizim dostumuz." Ve onu, Tazriel'e geri uzattı. Gözleri şüpheyle kısıldı. "Ama, canını sıkan tek şeyin güven problemleri olmadığını seziyorum."

Tazriel, duygularını saklamayı iyi bilirdi. Ama söz konusu karşısındaki kadın olunca, dışarı yansıttığı maskelerin her biri saydamlaşıyordu.

"Bu çok tehlikeli, Rae'miria." dedi pes ederek. "O tanrı bozuntuları iyice kudurmuş durumdalar. Yaverleri yok etmek için, kendi topraklarını kana bulamaktan çekinmezler." Gözlerini bir saniyeliğine yumdu. Yorgun bir nefes verdi. "Bu yüzden senin kararına göre hareket edeceğim."

Kadın, onun korkusunun altında yatan sebebi görüyordu. Onu anlıyordu; suçlayamazdı. Artık yeryüzünde tanrılara itaat etmeyi reddeden herkes gibi, onlar da yeni düzenin potansiyel kurbanları olarak yaşıyorlardı. İsimsiz kralın, topraklarını koruması için ardında bıraktığı mahlûklar dahi onlara mutlak bir güvence vermiyordu. 

Verse bile, kimse korkuyla yaşamayı kabullenmiyordu. O sınırların ardında da özgür olmak istiyorlardı. 

"Ben diyorum ki..." dedi, sessizliği bozarak. "Çık ve tüm soydaşlarına bu haberi duyur." Tazriel'in kaşları arasındaki çizgiler derinleşti. Kadın, yüzündeki tebessümü koruyarak devam etti. "Aralarından gitmek isteyen olursa, artık bir seçim yapman de gerekmez." Genç adamın omzunu, onu rahatlatmak ister gibi sıktı.

"Bırakalım da, herkes kendi kaderinin yolcusu olsun."

More Chapters