WebNovels

Chapter 171 - SURLARIN ÜZERİNDEKİ KANLI VALS

Asit dumanları Kuzey Surları'nın üzerine çöktüğünde, ilk duyulan ses Kael'in emri değil, Garnizon'un gerçek sahiplerinin, yani "Siyah Zırhlılar"ın çelik gibi disiplinli haykırışlarıydı.

"Mızrak Hattı! İleri!"

Bu ses, Komutan Arin'in sağ kolu olan ve surların doğu kanadını yöneten Yüzbaşı Vorn'a aitti. Sesi, kaosu yaran bir balyoz gibiydi. Panikleyen acemileri, titreyen "Leş Bölüğü" askerlerini hizaya sokan şey bir çocuğun kahramanlığı değil, yılların getirdiği askeri disiplindi.

Kael Vael'thra, asit sisi yüzünden görüş mesafesinin iki metreye düştüğü o boğucu griliğin içinde, haddini biliyordu. O bir komutan değildi. Bir subay bile değildi. O sadece, elinde standart dışı ağır bir demir parçası tutan yetenekli bir "Öncü"ydü.

"Hattı bozma Malik!" diye bağırdı Kael, yanındaki devasa arkadaşına. Bu bir emir değil, bir hayatta kalma uyarısıydı. "Yüzbaşıyı dinle! Kalkanların arasına gir!"

Malik, elindeki devasa "Duvar" (Kazan Kapağı) kalkanıyla, Yüzbaşı Vorn'un emrindeki standart piyade hattının en önüne, "Kırıcı" pozisyonuna geçti. Standart askerlerin tahta kalkanları asit karşısında eriyip dökülürken, Malik'in dökme demirden, cüruf ve is ile sertleşmiş kalkanı, gelen ilk saldırı dalgası için tek sığınaktı.

Ve çarpışma başladı.

Yozlaşmışlar (The Corrupted), surların kenarından tırmanan düzensiz bir canavar sürüsü değildi. Onlar, bir zamanlar İmparatorluğun en elit birliği olan "Kayıt Lejyonu"nun kalıntılarıydı. Çürümüş beyinlerine rağmen, kas hafızaları hala savaş taktiklerini hatırlıyordu.

İlk dalga, surlara tırmanan "Kancalılar"dı. Paslı kancaları surların mazgallarına takıp kendilerini yukarı çekerken, arkalarından gelen okçulara koridor açıyorlardı.

"Kancaları kesin!" diye bağırdı bir Çavuş.

Bir asker, kılıcını kancaya vurdu. ÇIN. İmparatorluğun ucuz çeliği, Yozlaşmışların kara demir kancası karşısında çentildi. Asker bir an duraksadı.

Hata.

Surun kenarından fırlayan gri, derisiz bir el, askeri yakasından yakaladığı gibi aşağı, o ölümcül boşluğa çekti. Çığlık kısa sürdü.

Kael, bu boşluğu gördü. Hattın delindiği yer, kendi bulunduğu noktanın üç adım soluymuş. Oraya koşup "Ben buradayım!" diye bağırmadı. Sadece, bir dişlinin çarka oturması gibi o boşluğa kaydı.

Elindeki ağır burgu mili, "Sessiz", havada ağır bir kavis çizdi.

Tırmanan bir Yozlaşmış, surun üzerine atlamak üzereydi. Yüzü yoktu; miğferi etine kaynamış, göz deliklerinden mor bir duman sızıyordu. Elinde tırtıklı bir pala vardı.

Kael, kılıç dövüşü yapmadı. Zarif bir hamle denemedi. Kudretini (Aura) beline ve bacaklarına verip, burgu milinin tüm ağırlığını (momentumunu) kullanarak bir balyoz gibi indirdi.

VUUU-KÜT.

Mil, yaratığın miğferli kafasına çarptı. Metal ezildi, boyun içeri göçtü. Yaratık, geldiği hızla geri düştü.

"Açığı kapatın!" diye gürledi Yüzbaşı Vorn, Kael'in arkasından. "Oraya mızrakçı getirin! Vael'thra, geri çekil ve kanadı koru! Kahramanlık yapma!"

Kael, emri duyar duymaz geri adım attı ve gelen mızrakçılara yer açtı. Yüzbaşının haklı olduğunu biliyordu. Tek başına bir orduyu durduramazdı. O sadece bir tıkaçtı; asıl duvar, askerlerin oluşturduğu o omuz omuza vermiş hattı.

Ancak kaos, plan dinlemiyordu.

Surların merkezinde, Malik'in olduğu bölgede büyük bir gürültü koptu.

Merkez Kırılması

Yozlaşmışların arasından, diğerlerinden iki kat daha büyük, zırhı vücuduyla bütünleşmiş devasa bir "Ezici" (Breaker) surlara tırmanmayı başarmıştı. Elinde silah yoktu; kolları, metal güllelerle değiştirilmişti.

Ezici, önündeki üç askeri, bowling kukaları gibi etrafa savurdu. Standart kalkanlar parçalandı, kemikler kırıldı. Hat çökmek üzereydi.

"Malik!" diye bağırmadı Kael. Çünkü Malik ne yapması gerektiğini biliyordu.

Malik, hattın gerisinden ileri fırladı. Sol kolundaki devasa kazan kapağını öne eğdi, sağ elindeki ağır madenci çekicini geriye aldı.

Ezici, metal gülle kolunu Malik'e savurdu.

GÜMMM!

Çarpışmanın sesi, gök gürültüsünü bastırdı.

Malik'in ayakları taş zemini kazıdı, geriye doğru bir metre sürüklendi ama düşmedi. Demir Deri (Iron Skin) aurası, derisini grileştirmiş, kaslarını taşlaştırmıştı. Kazan kapağı ezildi ama delinmedi.

Ezici, darbesinin durdurulmasına şaşırmış gibi bir an duraksadı. O bir saniyelik boşlukta, Malik sağ elindeki çekici, Ezici'nin diz kapağına indirdi.

ÇAT.

Yaratık kükreyerek tek dizinin üzerine çöktü.

"Şimdi!" diye bağırdı Yüzbaşı Vorn. "Okçular! O deve nişan alın!"

Kulelerden atılan arbalet okları, Malik'in sabitlediği yaratığın boynuna ve sırtına saplandı. Malik, yaratık son nefesini verene kadar kalkanıyla onu surun kenarına itmeye devam etti ve sonunda, o devasa kütleyi aşağıya yuvarladı.

"Aferin Dev!" diye bağırdı yanındaki bir kıdemli çavuş, Malik'in omzuna vurarak. "Şimdi sıraya geç! Dağılmayın!"

Malik, nefes nefese sıraya geri döndü. Kael, uzaktan ona bir bakış attı. İyiydi. Dayanıyordu.

Ancak asıl tehlike, kaba kuvvet değildi.

Rüzgarın yönü değişti.

Kael'in sırtındaki Mühür, omurgasına buz gibi bir iğne batırdı. Bu fiziksel bir acı değil, varoluşsal bir tiksintiydi. Void Sezgisi, Kael'in zihnine tek bir kelime fısıldadı: Büyü.

"Yüzbaşım!" diye bağırdı Kael, hiyerarşiyi bir anlığına unutarak. "Hava! Büyü geliyor!"

Vorn, Kael'e döndü. Tecrübeli asker, bir "Anomali"nin sezgilerini sorgulamayacak kadar çok şey görmüştü kuzeyde.

"Kalkanlar yukarı! Büyü savunması!" diye emretti Vorn.

Sisin içinden, vızıldayan, yeşil ve mor renkli, canlı böceklere benzeyen enerji küreleri fırladı. Bunlar ateş topu değildi. Bunlar Asit ve Çürüme büyüleriydi.

Küreler surlara çarptı. Patladıkları yerde taşları eritiyor, askerlerin zırhlarını sıvılaştırıyordu.

"Ahhh!"

Bir asker, yüzüne yapışan asitle çığlıklar atarak kendini yere attı. Şifacılar koşmaya çalıştı ama kaos çok büyüktü.

Kael, üzerine gelen bir küreyi gördü.

Kaçacak yeri yoktu. Arkasında genç, korkmuş bir mızrakçı çocuk vardı. Eğer çekilirse, çocuk eriyecekti.

Kael, Sessiz'i (Burgu Milini) bir beyzbol sopası gibi kavradı.

Büyüye kılıçla vurulmazdı. Ama Kael'in elindeki, Torben'in dediği gibi "Ruhsuz bir demir" değildi. O, Kael'in Kudretiyle (Aurasıyla), kendi kanıyla ve teriyle beslenmiş, yoğun, ağır bir kütleydi.

Ve yoğun kütle, zayıf büyüyü dağıtırdı.

Kael, manasını kullanmadı. Mührünü açmadı. Sadece karnındaki o biyolojik fırını, Aura Çekirdeğini sonuna kadar harladı. Damarlarındaki kan, bir hidrolik pompa gibi kaslarına hücum etti.

VUR.

Kael, mili havada kavis çizerek, gelen büyü küresine vurdu.

PAT.

Küre, milin ucunda patladı. Asit etrafa saçıldı. Kael'in yüzüne, zırhına, kollarına sıçradı.

Acı, derisini dağladı.

Ama büyü dağılmıştı. Arkadaki çocuk sağdı.

Kael, acıyla inleyerek dizlerinin üzerine düştü. Yüzünün sol tarafı yanıyordu. Zırhının omzundaki deri kayışlar erimiş, duman tütüyordu.

"Vael'thra!"

Torben, tek koluyla Kael'i yakasından tutup ayağa kaldırdı. Yaşlı kurt, Kael'in yüzündeki yanığa baktı.

"Gözün yerinde," dedi Torben, pratik bir şekilde. "Dövüşebilirsin. Acıyı yut."

"Yuttum," dedi Kael, dişlerini sıkarak. Sağ gözündeki altın iris, acıyla daha da parlamıştı. "Nereden atıyorlar?"

"Aşağıdan," dedi Torben, surlardan aşağıyı göstererek. "Sisin içinden. Bir 'Çağırıcı' (Summoner) var. O şeyi susturmazsak surdaki herkesi eritecek."

Yüzbaşı Vorn, durumu analiz ediyordu. Okçular sisi delemiyordu. Büyücüler menzil dışındaydı. Birinin aşağı inmesi, o intihar bölgesine girip Çağırıcı'yı bulması gerekiyordu.

Vorn, "Gönüllü birliği!" diye bağırmak üzereydi ki, surların kapısı gürültüyle açıldı.

İçeriden, siyah zırhlar içinde, yüzleri kapalı, ellerinde garip, rünlü tatar yayları ve uzun, kıvrımlı kılıçlar olan beş kişilik bir ekip çıktı.

Garnizonun Elitleri: "Gece Nöbetçileri" (Nightwatch).

Başlarında, Komutan Arin bizzat vardı.

Arin, Kael ve Malik'in olduğu bölgeye geldi. Mekanik gözü, Kael'in yanık yüzünü ve Malik'in ezik kalkanını taradı.

"Hala ayaktasınız," dedi Arin. Sesi, savaşın gürültüsü içinde bile netti. "İyi."

Arin, surun kenarına yürüdü. Aşağıdaki sise, o ölümcül büyülerin geldiği kaynağa baktı.

"Yolu açacağız," dedi Arin. "Siz ikiniz... 'Ağır Piyade' olarak arkamdan geleceksiniz. O Çağırıcı'yı bulup kafasını ezeceğiz. Hazır mısınız?"

Bu bir soru değildi.

Kael, yanık yüzüne rağmen doğruldu. Elindeki ağır mili sıktı. "Hazırız Komutanım."

Malik, kalkanını düzeltti. "Arkanızdayız."

Arin, kılıcını çekti. Kılıcın üzerindeki rünler, buz mavisi bir ışıkla parladı.

"Açın kapıları!" diye emretti Arin. "Avlanmaya iniyoruz."

Surların üzerindeki savunma savaşı bitmişti. Şimdi, surların dibindeki, sislerin içindeki o cehenneme, "Karşı Taarruz" başlıyordu. Ve bu sefer, Kael lider değil, sadece elit bir birliğin "Çekiç" kısmıydı. Asıl beyin, asıl güç, Arin ve onun tecrübeli katilleriydi.

More Chapters