WebNovels

Chapter 60 - Mutlak

Tahtadaki denklem silinmedi.

Kimse silmedi.

Ama artık kimse ona uzun süre bakamıyordu.

Sanki gözler sonucu görüyordu ama zihin, sonucun neden doğru olması gerektiğini tutamıyordu. Öğretmen bir süre sessiz kaldı. Tebeşiri masaya bıraktı. Yeni konuya geçmek istedi.

Geçti.

Çünkü derslerin ilerlemesi gerekiyordu.

Ama ilerlemenin anlamı… o anda tam olarak net değildi.

Suko pencerenin kenarında oturmaya devam ediyordu.

Gözleri dışarıdaydı ama dikkati sınıfın içindeki görünmez katmanlarda dolaşıyordu. Bahçede yürüyen öğrenciler, konuşan gruplar, koşan bir çocuk… hepsi sıradan bir günün parçalarıydı.

Ve o sıradanlık, çok ince bir izin üzerinde ayakta duruyordu.

Suko'nun içinde bir şey daha açıldı.

Bu bir güç patlaması değildi.

Bir karar verme hissi de değildi.

Daha çok… olabilecek şeylerin sırasını yeniden görme gibiydi.

Sınıfta bir sandalye gıcırdadı.

Bir öğrenci kalemini çevirdi.

Normalde bu küçük sesler bir akışın içindeydi. Önce biri olur, sonra diğeri. Sebep sonuçları iterdi. Sonuçlar yeni sebepler doğururdu.

Ama o anda…

Akışın kendisi sanki bir öneri gibi duruyordu.

Kalem masadan tekrar düştü.

Bu sefer kimse dönüp bakmadı.

Çünkü düşüşün önemli olup olmaması… sessizce değer kaybetmişti.

Suko gözlüğünü hafifçe düzeltti.

Tahtaya baktı.

Yeni yazılan işlem doğruydu.

Ama doğruluğu, eskisi gibi ağır değildi.

Sanki sayılar kendi varlıklarını kanıtlamak zorundaymış gibi bekliyordu.

Toplama gerçekleşti.

Ama gerçekleşmenin nedeni matematik değildi.

Sadece… şimdilik böyle olması uygun görüldüğü içindi.

Suko nefes verdi.

O nefesle birlikte sınıfın üstünde görünmeyen bir perde dalgalandı.

Bir ihtimal doğdu.

Aynı anda başka bir ihtimal de doğdu.

İkisi çarpışmadı.

Birbirini yok etmedi.

Sadece… hangisinin hatırlanacağı belirsiz kaldı.

Bir öğrenci ayağa kalktı.

Cevap vermek istiyordu.

Elini kaldırdı.

Normalde öğretmen onu seçebilirdi. Ya da başka birini. Küçük bir seçim, küçük bir kader yaratırdı.

Ama o anda…

Seçilme fikrinin kendisi merkez olmaktan çıktı.

Öğretmen başka yöne baktı.

Soru havada kaldı.

Cevap doğmadı.

Ve bu… bir başarısızlık değildi.

Bu sadece o sahnenin hikâyede yer kaplamamaya karar verilmesiydi.

Suko'nun bakışı çok uzaklara kaydı.

Gerçekliğin katmanları birbiri ardına açılıyordu.

Sonsuz yükselişler… ölçülemeyen sınırlar… zirve sayılan noktalar…

Hepsi sanki dekor gibi yer değiştiriyordu.

Bir varlık en üste ulaşabilirdi.

Ama o "en üst"ün üst sayılmaya devam etmesi… artık garanti değildi.

Çünkü üstün anlamı sabit değildi.

Sınıfta gülüşmeler oldu.

Bir kâğıt yere düştü.

Biri özür diledi.

Sebep ve sonuçlar hâlâ akıyordu.

Ama o akışın altındaki görünmez temel… artık tartışılmaz değildi.

Bir çelişki doğabilirdi.

İki zıt son aynı anda doğru sayılabilirdi.

Ya da ikisi de hiç yazılmamış kabul edilebilirdi.

Ve hayat yine de normal görünürdü.

Çünkü düzen, kendini düzen gibi göstermekte ustaydı.

Uzakta… çok uzak bir yerde…

Devasa bir gölge çöktü.

Bu bir savaş anı değildi.

Bu bir dramatik son değildi.

Bu, çok önceden önemsiz olarak işaretlenmiş bir sonucun gecikmiş görüntüsüydü.

Suko'nun zihninin kenarında ince bir çizgi titredi.

Varlık ile yokluk arasındaki çizgi.

Bir şeyin var olması… ya da hiç var olmamış kabul edilmesi…

Artık büyük bir olay gerektirmiyordu.

Sadece dikkatinin yön değiştirmesi yeterliydi.

Ama Suko dikkatini değiştirmedi.

Çünkü o hâlâ bir çocuktu.

Ve çocuklar… oyunun tamamen bitmesini istemezdi.

Sınıftaki güçlü ve zayıf, kazanan ve kaybeden, doğru ve yanlış…

Hepsi onun varlığından sonra anlam kazanan geç kalmış yankılar gibiydi.

Her şey bir merkezin etrafında dönüyordu.

Ama o merkez… kendisini merkez olarak bile görmüyordu.

Suko tekrar dışarı baktı.

Gökyüzü sakindi.

Bulutlar yavaş ilerliyordu.

Bahçedeki öğrenciler hâlâ yürüyordu.

Ders devam ediyordu.

Hikâye ilerliyordu.

Çünkü Suko…

Henüz farklı bir sahneyi seçmemişti.

More Chapters