WebNovels

Chapter 10 - Bölüm 9: Kırılma Noktası 1

Ormanın derinliklerinde sessizlik hâkimdi; yalnızca uzaklardan rüzgârın uğultusu ve yanmış kasabadan gelen küllerin hafifçe savrulması duyuluyordu.

Devranna, Sira'nın cansız bedeniyle ilgileniyordu. Yeni bedeninin hâlâ alışkın olmadığı kasları ve refleksleri sınırlıydı; özel güçlerini kullanamıyor, sadece bedensel çevikliğini ve yıllar boyunca edindiği savaş zekâsını yönlendiriyordu.

Tam o sırada, ağır adımlarla bir gölge belirdi: Rrnaun. Kılıcı hâlâ Sira ile olan savaşın izlerini taşıyor, omuzunda yaralar ve yorulmuş bedeniyle hâlâ mücadeleye hazırdı.

Rrnaun'un gözleri, Devranna'yı gördüğünde açıldı; içindeki karışık şaşkınlık ve öfke yüzüne yansıdı.

"Bir… Kıdemli?! Burada mı? Valerith bana bunlardan bahsetmişti… ama… hiçbirinin hayatta olmaması gerekiyordu, bana bunu anlatmamıştı," dedi Rrnaun, ellerini sıkarak.

Devranna başını hafifçe kaldırdı; kısık ama soğuk bir sesle konuştu:

"Evet… bir Kıdemliyim. Ama şanslısın ki, güçlerim hâlâ kısıtlı. Gel, neler yapabildiğini göster."

Rrnaun kılıcını sıktı, gözleri kıpkırmızıydı. Öfkesi ve merakı karışmıştı; bu, ilk defa bir Kıdemli ile karşılaşıyor olmanın şaşkınlığıydı.

"Beni… görmezden gelmeye çalışma. Kim olduğumu bilmiyorsun. Eğer ölmediğin için şanslı hissediyorsan, emin ol, öyle hissetmeyeceksin," dedi Rrnaun sert bir gülüşle.

Devranna bedeniyle birkaç adım geriye sıçradı, kılıcın menzilinden çıktı; ama duruşu hâlâ bir komutanın kararlılığına sahipti.

"Önce Sira ile ilgilenmem gerek… ama sen de engel olamazsın. Hazır ol, çocuk."

İlk darbeyi Rrnaun indirdi; kılıcı toprağı çatlatıyor, dev bir enerji dalgası yayıyordu. Devranna refleksleriyle geri sıçradı, kılıcının gölgesinden kaçarak küçük bir kayanın arkasına siper aldı.

"Hızlısın… ama öngörülebilirsin."

Rrnaun kahkahayla gülümsedi, yorgun ama hâlâ güçlüydü:

"Öngörülebilir mi? Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama reflekslerin paslanmış, ihtiyar cadı. Seni Kraliçeme bizzat ben sunacağım."

Devranna adım adım ilerledi, stratejik hamlelerle Rrnaun'un saldırılarını yönlendiriyordu; bedeninin zayıf yanlarını saklıyor, zayıf bedeniyle saldırılardan kaçıyor, her hamlede kılıcın gücünü onun aleyhine kullanıyordu.

"Sen hâlâ yorgunsun… ama buna rağmen saldırıyorsun. İlginç…"

Rrnaun, birkaç hızlı darbe ile toprağı parçalayarak Devranna'nın etrafındaki alanı daraltmaya çalıştı.

Devranna kılıcını kaldırdı, darbeleri savuşturdu ve kısa bir geri çekilmeyle Rrnaun'un hızını kendi avantajına çevirdi.

"Güç, her zaman zekâyı yenemez."

Rrnaun, gözlerindeki şaşkınlığı bastırmaya çalıştı; bu, onun ilk Kıdemli karşılaşmasıydı ve karşısında duran kişi, yıllar boyunca savaşlarda deneyim kazanmıştı. Her hamlesi hem tehlikeli hem de zekiceydi.

"Sen… bir kıdemlimisin cidden, yoksa bir korkak mısın? Neden kaçıp duruyorsun?"

Devranna hafifçe tebessüm etti; yavaş ama etkili bir hamleyle Rrnaun'un kılıcını yönünü değiştirmeye zorladı, onu dengeden düşürdü ve geri çekildi.

"Haddini bilmeyi sana öğreteceğim. Çocuk, hâlâ güçlenen sıradan birisin; benim zamanımda senin gibi tonlarca yetenek vardı."

Uzaklardan gelen patırtılar arasında Lysera ve Auren dönmeye başlamıştı. Auren küçük adımlarla koşarken, gözlerinde yaşlar ve korku vardı. Lysera kolundan onu tutuyordu.

"Abla… ablamız orada… onu da mı bırakacağız?"

Aralarından kaçarken, peşlerinde Luxaris muhafızlarının beyaz zırhları parlıyordu. Kılıç sesleri, bağırışlar ve atılan adımlar geceyi dolduruyordu.

Devranna ve Rrnaun arasındaki düello devam ederken, ormanın derinliklerinde hem savaşın hem de kaçışın sessizliği bir araya gelmişti.

Ormanın derinliği, karanlık ve uğultuyla doluydu. Lysera, Auren'in küçük elini sıkıca tutmuş, peşlerinden gelen Luxaris muhafızlarının gürültüsünden kaçıyordu. Kılıçların metal sesi, askerlerin bağırışları geceyi dolduruyordu.

Auren, küçük bedeninin yorgunluğuna rağmen, korku ve panikle adımlarını hızlandırıyordu. Fakat ayağı takıldı ve düştü. Lysera, tereddüt etmeden yanına atıldı; düşen çocuğu kucağına aldı. Ayağındaki ayakkabılar yavaşça fırladı ama bunu önemsemedi.

Lysera (nefes nefese, Auren'e fısıldayarak):

"Durma… Auren, sıkı tutun bana! Sıkıca!"

Auren küçük elleriyle Lysera'ya sarıldı, gözlerinde yaşlar ve korku vardı. Lysera, çıplak ayaklarıyla toprağı hissederek koşmaya devam etti; her adımı hem korkunun hem de kararlılığın birleşimiydi.

Luxaris muhafızlarının ışıkları ağaçların arasında parlıyordu; her bir hamle sesleriyle ormanı yankılıyordu. Lysera, ormanın doğal engellerini kullanarak yön değiştirdi; düşen dal parçaları, sivri taşlar… her şey bir avantajdı.

Auren (titreyerek ama fısıldayarak):

"Abla… korkuyorum…"

Lysera, nefes nefese ama kararlı bir sesle yanıtladı:

"Ben de korkuyorum… ama seni bırakmayacağım. Sıkı tutun bana, tamam mı? Sadece bana güven."

Auren, Lysera'nın boynuna sarılarak sessizce ağlamasını tutmaya çalıştı. Lysera, çocuğun küçük bedeniyle kucağında dengede kalmaya çalışıyor, çıplak ayaklarının toprağı kavramasıyla hızını ayarlıyordu.

Muhafızlar daha hızlı yaklaşınca Lysera, bir çalının üzerinden atladı; Auren'le birlikte düşmeden ilerledi. Gözlerinde kararlılık, kalbinde korku ve acı bir aradaydı.

Lysera (içinden, nefes nefese):

"Yalnızca… biraz daha… dayan… az kaldı…"

Ormanın derinliklerinde, yıldızsız gecenin karanlığı onları gizliyordu; fakat peşlerinden gelen askerlerin sesi hiç susmuyordu. Her adım, her nefes, kaçışın ve hayatta kalma mücadelesinin ritmi haline gelmişti.

Auren, Lysera'nın kollarında güven bulmuştu. Küçük bedeninden gelen titreme, Lysera'nın kalbini acıtıyordu; ama güçlü durması gerekiyordu. Ve Lysera, her düşen dalı, her sivri taş köşesini hesaplayarak, çıplak ayaklarıyla Auren'i korumaya devam ediyordu.

Lysera ve Auren ormanın derinliklerinde hızla koşuyordu. Lysera'nın çıplak ayakları toprağa vurdukça sert bir ritim oluşuyor, Auren ise korku ve yorgunluk içinde kucağında sarsılıyordu.

Fakat peşlerinden gelen Luxaris muhafızlarından biri, diğerlerinden farklıydı. Adımlarını sessiz ve ölümcül bir şekilde ayarlamıştı. Gözleri Lysera'ya kilitlenmişti; nefesi bile ölçülüydü.

Bir anda, inanılmaz bir hızla Lysera'nın arkasına atladı. Hançeri elinde parladı ve tam sırtına sapladı. Lysera, keskin acıyla havaya doğruldu, kollarından Auren'in küçük bedeni kaydı.

Auren, Lysera'nın kucağından savrularak birkaç adım ileri fırladı. Küçük bedeninin havada savrulması kalp kırıcı bir sahneydi. Lysera ise acı içinde yere düştü, sırtındaki hançer kanla karışmıştı, nefesi hırıltılı ve ağrılıydı.

Auren, yere düşerken hafifçe sendeledi ama şans eseri ağaç köklerine çarpmadan durabildi. Küçük elleriyle toprağı tuttu, gözleri dehşet ve korkuyla doluydu.

Auren (ağlayarak, boğuk bir sesle):

"Abla! Lyseraaa!"

Lysera, acı içinde ama hayatta kalmak için direniyordu. Hançer omzuna saplı olsa da gözleri hâlâ Auren'e odaklanmıştı; küçük kardeşi güvenli olmalıydı.

Muhafız, Lysera'nın yanında durup hançerini geri çekmeye hazırlanırken, Auren'in çığlığı ormanı doldurdu. Küçük bedeninin korkusu, Lysera'nın acısını daha da büyütüyordu.

Lysera, acı içinde yerde kıvranırken peşlerinden gelen diğer Luxaris muhafızları hızla yanına geldiler. Aralarındaki en korkutucu olan, Lysera'nın sırtına hançeri saplayan adamdı — Luxaris'in suikastçi birliğinin başı, acımasız ve ölümcül bakışlarıyla tanınan Kaeltryn.

Kaeltryn, Lysera'nın sırtındaki hançeri soğukkanlılıkla kavradı. Gözleri, hiç empati göstermeyen bir ölüm makinesi gibi parlıyordu.

Kaeltryn (alaycı, soğuk bir sesle):

"Bu kadar çırpınman boşuna, çocuk. Hayatta kalmak… senin için söz konusu değil."

Birkaç hamleyle hançeri geri çekti. Lysera, acıdan nefesini tutmuş, gözlerini sıkıca kapamıştı. Ama Kaeltryn onun acısını umursamıyordu.

Kaeltryn (gözleri Lysera'ya dikilmiş halde):

"Ayağa kalk… yoksa seni burada bırakmam gerekecek."

Lysera, titreyen bacaklarını zorlayarak, neredeyse bayılacak hâlde kalktı. Kaeltryn, onu güçlü bir şekilde kaldırdı, ardından askerlerinin ortasına doğru attı. Lysera birkaç adım savruldu, ama hemen askerler tarafından tutuldu.

Luxaris muhafızları Lysera'yı çevreledi; hepsi acımasız bir disiplin ve sert bakışlarla izliyordu. Kaeltryn, arkasına yaslanmış gibi, tam kontrolü elinde tutuyor, küçük kızın her hareketini takip ediyordu.

Kaeltryn (alaycı bir kahkaha atarak):

"Hoş geldin, yeni oyun başlıyor."

Lysera'nın gözleri, acı, öfke ve korkuyla doluydu. Ama bir yandan da küçük bir umut kıvılcımı vardı; kaçacak bir yol, direnmek için bir sebep…

Auren, Lysera'nın askerlerin arasına atıldığını görünce korku ve panikle yerinden fırladı. Küçük bedeninin gücü yetmezdi belki, ama kalbi ablasına ulaşmak için çarpıyordu.

Auren (gözleri dolu, çığlık atarak):

"Lyseraaa! Ablaaa!"

Küçük ayakları toprağı döverek koşmaya başladı. Ne askerleri gördü, ne de aralarındaki tehlikeyi. Tek gördüğü, acı içinde ayakta durmaya çalışan ablasıydı.

Kaeltryn, başını Auren'e çevirdi. Gözlerinde bir an bile merhamet belirtisi yoktu; aksine, yaklaşan çocuğu bir böcek gibi gördü.

Kaeltryn (soğukkanlı bir küçümsemeyle):

"Uzak dur, velet."

Auren ona aldırmadan koşmaya devam etti. Tam Lysera'ya uzanacakken Kaeltryn, hiç tereddüt etmeden bacağını kaldırdı ve çocuğun göğsüne doğru sert bir tekme savurdu.

Tekmenin şiddeti Auren'in nefesini kesmiş gibiydi. Küçük beden savruldu, birkaç adım geriye doğru uçtu ve yere sırtüstü düştü. Toprak ve kuru yapraklar havaya savruldu.

Auren yere çarptığında acıyla inledi. Göğsü yanıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken bir an havayı bulamayınca paniğe kapıldı.

Lysera (çığlık atarak, gözleri korkuyla açılmış):

"AUREN! Ona dokunma! Auren!"

Lysera askerlerin arasında çırpınmaya başladı, ama kolundan tutan iki muhafız onu sıkıca kavradı. Kan kaybı yüzünden bacakları titriyor, ama kardeşine yapılanı görünce gözlerindeki acı yerini öfkeye bırakıyordu.

Kaeltryn, Auren'e o duygu yoksunu, buz gibi bakışlarından birini daha attı. Hiçbir şey olmamış gibi hançerini temizledi; sanki bir çocuğu tekmelemek hayatının sıradan bir parçasıymış gibi.

Auren, yere düşmüş ve acı içinde nefes almakta zorlanıyordu. Küçük elleriyle toprağı kavradı, sürünerek ablasına doğru ilerlemeye çalıştı. Her hareketi ağrıyla doluydu, ama kalbi Lysera'ya ulaşmak için atıyordu.

Lysera, askerlerin arasına atılmış, kan kaybı ve acının etkisiyle giderek güçsüzleşiyordu. Dizleri titriyor, nefesi kesiliyordu. Elleri boşluğa uzanıyor, Auren'i görmek için çırpınıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyor, acıyla bağırıyordu:

Lysera (çığlık atarak, boğuk ve yorgun):

"Auren! Korkma! Gel… gel bana!"

Tam o sırada, sessizliği bozan bir gölge ortaya çıktı: Darven Solmar, Rrnaun'un sadık yardımcılarından biri, hızlı adımlarla sahneye girdi. Gözleri acımasız ve keskinti. Karanlıkta parlayan zırhı, ölümün habercisi gibiydi.

Darven Solmar (alaycı bir tonda, derin bir nefesle):

"Ah… ne hoş bir karışıklık. Anlaşılan eğlenceyi kaçırmak istememişsiniz."

Lysera, Darven'in geldiğini görünce dehşet içinde geri çekildi, ama artık kan kaybı ve yorgunluk nedeniyle dizlerinin üzerinde durmakta zorlanıyordu. Elleri boşluğa uzandı, Auren'i çekmeye çalıştı ama askerler onu sıkıca tutuyordu.

Auren, ablasına doğru sürünmeye devam ediyordu. Her hareketi acı veriyor, toprağın taşlı yüzeyinde kanını sürüklüyordu. Küçük gözleri kararmaya başlamıştı ama Lysera'nın sesini duydukça irkiliyordu:

Lysera (yorgun, neredeyse fısıltı halinde):

"Auren… dayan… gel bana…"

Darven, Auren'i fark ettiğinde hafifçe gülümsedi. Adımları sessiz ama ölümcül bir şekilde yaklaştı. Sanki çocuğu ve yorgun ablayı izleyen bir avcı gibiydi.

Darven Solmar (kısa ve tehditkar bir tonda):

"Küçük kız… buraya kadar geldiğin için şanslısın. Ama artık… yeter."

Auren, acıyla nefesini tuttu. Sürünerek ilerlerken bir taş, ellerinin altından kaydı; toprağa sertçe sürtünerek ağlamasına rağmen devam etti. Lysera, gücü tükenmiş halde bağırdı:

Lysera:

"Auren! Hadi! Gel bana! Lütfen, Auren!"

Ama Darven'in adımları hızlanıyordu; gölgesi Auren'in üzerine düşüyordu.

Auren, ablasına doğru sürünmeye çalışırken bir anda ağır bir gölge üstüne düştü. Darven Solmar hızla çökerek dizini Auren'in sırtına bastırdı.

Çocuğun ince gövdesinden bir hıçkırık koptu; nefesi kesildi. Auren'in küçük elleri toprağa saplandı ama Darven'in gücü onu tamamen yere yapıştırmıştı.

Darven Solmar (soğuk bir alayla):

"Ne bahtsız bir çocukmuşsun sen…"

Dizini biraz daha bastırdı; Auren acıyla inledi.

Darven devam etti, sesi zehir ve alay doluydu:

"Düşünsene… abin Kaelrin bizden biri olacak.

Luxaris'in sadık bir köpeğine dönüşecek ve siz hakkında bildiği tek gerçek, bölgede iki hain Kıdemli hizmetkarı tarafından öldürüldüğünüz gerçeği olacak."

Auren'in nefesi boğuldu; gözleri büyüdü. Lysera askerlerin arasında çırpındı, bağırmaya çalıştı ama sesi kesikti.

Darven Auren'in kulağına eğildi:

"Ve sonra… ailenden birileri hain çıktı.

Kardeşin şu hâlde sürünüyor… ah, zavallı Kaelrin bunu duysa kalbi kırılırdı, değil mi?"

Auren çaresizce kımıldanmaya çalıştı, ama Darven'in dizinin ağırlığı altında nefesi bile güçlükle çıkıyordu.

Darven (sanki keyif alıyormuş gibi):

"En son ne demişti Kaelrin?

Baban hakkında bir şeyler sormuştu… ah, evet…"

Gülümsedi. Sesi buz gibi bir zevkle doldu.

Darven:

"Zaten babanız ölmüştü," dedi gülerek.

"Şu geberen iki köpek hmmm…"

(Thalos ve Sira'dan bahsediyor.)

Darven:

"Biz bir zamanlar sizin aileniz sandık.

Meğer değilmişsiniz."

Sözlerinin ardından Auren'in karnına sert bir tekme savurdu. Auren'in küçük bedeni acıyla kıvrıldı. Nefesi kesildi, gözlerinden yaşlar fışkırdı.

Darven ikinci tekmeyi attı. Auren toprağa kapaklandı, çığlığı boğuk çıktı.

Lysera (acı ve panikle):

"AUREN! YAPMAYIN! LÜTFEN YAPMAYIN!"

Ama askerler onu tutuyor, kan kaybından dizleri titriyordu; sesi giderek kısılıyordu.

Darven Solmar üçüncü kez tekme attı —

Bu kez sırf çocuğun nefesini kesmek için.

Auren toprağa yapıştı, güçsüzce hıçkırdı. Ama gözleri, ağlayan ama ona uzanmaya çalışan Lysera'ya kilitlenmişti.

Lysera'nın kalbinden bir şey kopuyordu. Boğazı düğümlendi, nefesi kesik kesikti. Ağrısı, acısından bile derindi.

Lysera:

"Auren… kardeşim… dayan… nolur… dayan…"

Ve Auren, acı içinde titreyerek fısıldadı:

Auren (zorla, kıstığı nefesle):

"Abla… korkuyorum…"

More Chapters