While Güneş was spending time with Deniz on the beach, Galaxy had returned to the island, and Güneş didn't know it yet.
Galaxy made the biggest mistake of his life and lost Güneş that day.
Galaxy succumbed to his anger and desires, and tried to harm Güneş.
Güneş and Galaxy were once very good friends. However, Galaxy had changed. Becoming famous had transformed him. He was a different person now. Galaxy had entered Güneş's house and was waiting for her as night fell.
"Yiyeceksen ye, uyuyacaksan uyu ya da git," dedi Güneş, sert bir sesle. Ancak Galaxy kışkırtmayı tercih etti, "Bana hoş geldin mi?" Güneş'in alaycı cevabı, "Evet, hoş geldin, hoşça kal," Galaxy'nin ona işkence etme niyetini daha da körükledi.
Güneş'in sabrı tükendi. "Neyden bahsediyorsun? Yeniden mi başlıyorsun? Ne demeye çalışıyorsun? Bunca yolu sadece soru sormak için mi geldin? Ünlüsün, zenginsin... ve hâlâ benimle olmak mı istiyorsun? Gerçekten mi?" Galaxy, Güneş'i durmadan sorularıyla sinirlendirmeye kararlı görünüyordu.
"Uyuyacağım, seni sabırsızlıkla bekliyorum," dedi Güneş, konuşmayı bitirmeyi umarak. Ama Galaxy ısrarla, "Onunla yattın mı? benden korkuyor musun?" gibi müdahaleci sorular soruyordu. Sarhoş ve öfkeden kudurmuş olan Galaxy, belli ki doğru düzgün düşünemiyordu.
Güneş, bezgin bir şekilde, "Saçmalamayı bırak, uyu ya da buradan defol!" diye emretti. Saat sabahın 3'üydü. Galaxy, Güneş'i öpmeye çalıştı. Güneş çığlık atınca Galaxy durdu. "Seni özledim," diye mırıldandı Galaxy anlamsızca ve tekrarladı, "Benden korkuyor musun?" Sarhoşluğu, geveleyerek söylediği kelimelerden belli oluyordu.
Güneş için Galaxy artık eski dostu değildi; bir canavardı. Galaxy'nin acımasız sözleri, "Bir sürü kadınla yattım. Sen güzel bile değilsin, yine de beni istemiyor musun?" Güneş'i gözyaşlarına boğdu. Kederden bunalmış bir şekilde bütün gece ağladı. Sonunda Güneş, Galaxy'yi gitmeye zorladı. İkisi de derinden incinmişti. Güneş'in bir zamanlar tanıdığı kişi gitmişti, yerini canavarca bir varlık almıştı.
Sabah ışığı odayı doldururken, Güneş ve Galaxy farklı odalarda ayrı kalmışlardı. Galaxy, pişmanlık dolu bir sesle Güneş'in kapısını çaldı. "Güneş, özür dilerim, bunu istememiştim." Güneş'in cevabı sert ve acımasızdı: "Defol." Hâlâ çabalayan Galaxy, "Özür dilerim. Sadece biraz kıskandım." diye ekledi. Ama Güneş'in kararlılığı kesindi: "Defol." Çaresiz Galaxy, son bir yalvarışta bulundu: "Kapıyı açmazsan giderim ve bir daha asla geri dönmem." Güneş, üzüntü ve mutsuzlukla boğuşuyordu.
Daha sonra Deniz, Güneş'i kahvaltıya çıkarmayı teklif etti. Baskıcı atmosferden kaçmak isteyen Güneş, hızla hazırlanıp makyajını yaptı, saçlarını düzeltti ve dışarı fırladı. Onun acelesini gören Galaxy de peşinden gitti. Güneş ve Deniz'i birlikte görünce öfkesi daha da alevlendi.
Galaxy, Güneş'in karşısına çıktı, sesi "Ya benimle gelirsin ya da giderim ve bir daha asla geri dönmem!" diyordu. Güneş, Galaxy'nin zorbalığından bıkmış bir şekilde ona sadece "Git" dedi.
Galaxy, herkesin önünde utanmadan Güneş'e "Onunla yattın mı?" diye sordu. Utanan ve iğrenen Güneş, Galaxy'e tokat attı ve gözyaşları yanaklarından süzülerek kaçtı. "Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı.
Galaxy defalarca özür diledi ama Güneş onu asla affedemedi. Günler haftalara dönüştü. Galaxy her gün Güneş'e kırmızı güller getiriyordu ama Güneş onları asla kabul etmiyordu. Güneş ona bakmıyor bile, kendi içine daha da çekiliyordu.
Sonunda Galaxy, Güneş'e "Ben gidiyorum." dedi. Güneş'in sesi yorgun ama kararlıydı: "Artık gitmen gerek." Ve böylece Galaxy, Güneş'i terk etti.
Güneş, kaybından dolayı çok üzgündü, ağlıyordu. Ama her geçen gün, yeni gerçekliğine yavaş yavaş uyum sağlamaya başladı.
He returned to his own country and never came back.
